Kayseri’de bir yurttaşın dağlık alanda yaptığı yürüyüş sırasında fark ettiği insan figürleri, bu hafta Türkiye arkeoloji gündeminin en dikkat çekici başlıklarından birine dönüştü. Yetkililere yapılan ihbarın ardından bölgede gerçekleştirilen ilk incelemelerde, kayalar üzerindeki figürlerin Neolitik Çağ’a ait olabileceği değerlendirildi. Keşfi önemli kılan bir diğer nokta da, uzmanların ifadesiyle bu tür insan figürlü örneklerin Kayseri’nin arkeolojik kaydında şimdiye kadar tespit edilen ilk örnekler arasında sayılması.
Haberin kamuoyuna yansıyan ilk ayrıntıları Anadolu Ajansı’nın 7 Aralık tarihli paylaşımıyla duyuruldu; takip eden günlerde farklı mecralarda fotoğraflar ve uzman görüşleriyle genişletildi. Ancak arkeoloji dünyası açısından asıl kritik cümle, “bulundu”dan çok “ilk değerlendirme” vurgusunda yatıyor: Resimler için nihai tarih, teknik ve bağlam değerlendirmesi henüz yapılmadı. Uzmanlar, kesin konuşmak için pigment/iz analizi, mikroskobik incelemeler, yüzey aşınması okuması ve sistematik arazi taraması gibi süreçlerin tamamlanması gerektiğini belirtiyor.
Bu haber dosyasında, Kayseri’deki yeni bulguyu “anlık keşif” düzeyinde bırakmadan; ne bulundu, neden önemli, hangi sorular henüz yanıtsız, süreç bundan sonra nasıl ilerleyebilir başlıklarıyla ele alıyoruz. Ayrıca Anadolu’daki Neolitik sembol dünyası ve kaya sanatı geleneğiyle ilişkisini, yalnızca kaynaklarda yer alan temkinli karşılaştırmalar üzerinden, gerçekçi bir çerçevede tartışıyoruz.
Keşif nasıl başladı: Bir yurttaşın ihbarı ve ilk saha kontrolü
Anadolu Ajansı’nın aktardığına göre olayın başlangıcı oldukça “günlük”: Kayseri’de dağlık bir bölgede gezen bir yurttaş, yamaçtaki kayaların üzerinde dikkatini çeken figürleri “değerli olabileceği” düşüncesiyle yetkililere bildiriyor. Ardından bölgeye gidilerek yapılan ilk incelemelerde, figürlerin Neolitik Çağ’a ait olabileceği değerlendiriliyor.
Bu tür keşiflerin kamuoyunda sık görülen bir yönü var: “Bir kişi buldu” kısmı hızlı yayılıyor, ama arkeolojik süreç aslında tam o noktada başlıyor. Çünkü kaya yüzeyindeki izlerin doğal mı, modern müdahale mi, tarihsel döneme mi ait olduğu; hatta boya mı, kazıma mı, her ikisi mi olduğu bile bazen ilk bakışta kesinleşmiyor. Kayseri örneğinde de uzmanların “ilk değerlendirme” dışında net bir teknik tanım yapmaktan kaçınması, bilimin doğru refleksi: Önce kayıt, sonra analiz.
“Kayseri için ilk” vurgusu: Neden bu kadar önemli?
Keşfe ilişkin en güçlü cümlelerden biri, ÇEKÜL Vakfı’nın Kayseri temsilcisi Prof. Dr. Osman Özsoy’un AA’ya yaptığı değerlendirmede yer alıyor. Özsoy, bölgede yaklaşık 11 yıldır “yer altı envanteri” niteliğinde bir çalışma yürüttüklerini; ancak bu tip bir örnekle hiç karşılaşmadıklarını söylüyor. Bu nedenle buluntunun Kayseri için “çok önemli” olduğunu vurguluyor.
Buradaki “ilk” ifadesi, tek başına iddialı bir başlık gibi görünse de arkeolojide ciddi bir anlam taşır: Bir bölgede daha önce bulunmayan bir kültür izi, o coğrafyanın tarih anlatısını bir anda değiştirmek zorunda değildir; ama haritanın boş kalan bir alanını doldurabilir. Özsoy’un “kentin tarihini daha da geriye çekebileceği” yönündeki ihtiyatlı değerlendirmesi de bu nedenle önemli: Bu bir “kesin hüküm” değil; bilimsel olarak doğrulanırsa, Kayseri’nin tarih öncesi görünürlüğünü artırabilecek bir olasılık.
Ne görüldü: “İnsan figürleri” ve Neolitik olasılığı
Şu ana kadar kamuoyuna yansıyan bilgiler, figürlerin “insan biçimli” olduğu ve ilk incelemelerin Neolitik’i işaret ettiği yönünde.
Ancak burada net bir sınır çizmek gerekiyor: Haberin güvenilir kaynaklarında (AA ve AA’yı referans alan yayınlarda) figürlerin tam sayısı, ölçüsü, sahne kompozisyonu, yanında hayvan betimi olup olmadığı gibi detaylar sınırlı aktarılıyor. Bu sınırlılık, aslında koruma ve güvenlik açısından da anlaşılır: Kaya sanatı bulguları, koordinat ve yüksek çözünürlüklü detaylar kontrolsüz yayıldığında, tahribat ve kaçak müdahale riski artabiliyor. Dolayısıyla bu aşamada “ne kadar çok ayrıntı, o kadar iyi” yaklaşımı her zaman doğru değil; bilimsel raporun olgunlaşmasını beklemek çoğu zaman daha sağlıklı.
Yine de uzmanların yaptığı karşılaştırmalar, figürlerin “görsel diline” dair ipuçları veriyor: Özsoy, resimlerin şekil, renk ve figür özellikleri bakımından Latmos ve Çatalhöyük örneklerine benzerlik gösterebildiğini söylüyor. Bu tür karşılaştırmalar, “aynısı” demek değildir; ama Anadolu’da Neolitik’le ilişkilendirilen simgesel repertuara bir yakınlık olabileceğini düşündürür.
Tarihleme meselesi: “Neolitik” demek kaç yıl öncesi?
Neolitik Çağ, Anadolu’da çok geniş bir zaman aralığını kapsar ve bölgeden bölgeye farklılaşır. Bu nedenle “Neolitik olabilir” cümlesi, tek bir tarih vermez; bir olasılık aralığı sunar.
Anatolian Archaeology sitesindeki özet haberde de (AA’ya atıfla), figürlerin Neolitik olabileceği, bunun da 8.000 yıldan daha eski bir üretime işaret edebileceği belirtiliyor; ancak asıl tarihleme için bilimsel analizlerin beklendiği vurgulanıyor. TRT Haber’in AA kaynaklı foto-galeri içeriği de, keşfin ilk değerlendirmesini aynı şekilde aktararak tarihleme sürecinin “değerlendirme” aşamasında olduğunu öne çıkarıyor.
Bu noktada arkeolojinin temel prensibini hatırlamak gerekiyor: Kaya resimleri çoğu zaman doğrudan radyokarbonla tarihlenemez; çünkü kaya yüzeyi karbon içermeyebilir. Eğer pigmentte organik bağlayıcılar varsa (nadir ama mümkün), o zaman örnekleme şansı doğabilir. Daha sık kullanılan yol, pigmentin mineral yapısını anlamak, yüzey aşınmasını okumak, çevredeki yerleşim izleriyle bağ kurmak ve stil karşılaştırmalarını temkinle birleştirmektir. Kayseri örneğinde de haber kaynaklarının altını çizdiği şey tam olarak bu: Bilimsel analizler yapılmadan kesin hüküm kurulmayacak.
Teknik soru: Boya mı, kazıma mı? “Kaya sanatı” neden zor bir alan?
Kaya sanatı iki ana teknik aile üzerinden tartışılır:
- Piktograf: Pigmentle yapılan resimler (boya).
- Petroglif: Kaya yüzeyinin kazınması/oyulmasıyla yapılan çizimler (kazıma).
Kayseri’deki figürler için şu anda kamuoyuna yansıyan bilgiler, “kaya resimleri” ifadesiyle (piktograf çağrışımıyla) aktarılıyor; ancak Anatolian Archaeology özetinde, “boya mı kazıma mı” sorusunun henüz netleşmediği; uzmanların analiz beklediği belirtiliyor.
Bu ayrım neden önemli? Çünkü teknik, hem tarihleme ihtimallerini hem de koruma yöntemlerini etkiler. Pigmentli resimler, güneş, yağış, biyolojik oluşumlar ve insan temasıyla hızla solabilir. Kazıma izler ise farklı riskler taşır; örneğin yüzeyin mekanik aşınması veya üzerine yazılan modern grafitiler gibi.
Ayrıca bir üçüncü seçenek daha vardır: Bazı kaya sanatlarında boya ve kazıma birlikte kullanılır. Bu nedenle arkeologlar, gözle görünen izleri belgeledikten sonra, yüzeydeki mikroskobik yapıyı, pigment varsa kimyasal bileşimini ve kayadaki patinayı incelemeyi tercih eder.
Kayseri’nin tarih öncesi bağlamı: “Boşluk” nerede, yeni bulgu nereye oturabilir?
Kayseri ve çevresi, jeolojik ve coğrafi çeşitliliği nedeniyle tarih öncesi araştırmalar için potansiyel barındıran bir bölge. Ancak kaya sanatı örnekleri, Türkiye’de genellikle belirli “odak bölgelerde” daha görünür hale geldi: Latmos (Beşparmak Dağları/Bafa çevresi) gibi alanlar, uzun süredir kaya sanatıyla anılıyor. Çatalhöyük ise kaya sanatı değil, daha çok yerleşim içi duvar resimleri ve sembolik düzenlemelerle biliniyor; buna rağmen “insan figürü” ve “kompozisyon” gibi temalar üzerinden karşılaştırmalara konu olabiliyor. Kayseri’deki yeni figürlerin bu iki örnekle birlikte anılması da, işte bu sembolik sözlüğe işaret eden bir uzman yorumuna dayanıyor.
Özsoy’un “Kayseri’nin tarihini geriye çekebilir” ifadesi, bu bağlamda “Kayseri’de Neolitik yaşam yoktu” gibi bir ön kabule değil; daha çok, kaya sanatı gibi doğrudan simgesel ifade bırakan bir bulgunun bölgede ilk kez kayda geçmesine dayanıyor.
“Simgesel ifade” neden kritik: Neolitik’te sanatın işlevi
Neolitik Çağ’da simgesel üretimin arttığı; ritüel, topluluk kimliği, mekân düzeni ve inanç pratiklerinin maddi izler bıraktığı uzun zamandır tartışılıyor. Güneydoğu Anadolu’daki anıtsal gelenekler (ör. Taş Tepeler çevresi) bu tartışmayı farklı bir boyuta taşırken, kaya sanatı da başka bir pencere açıyor: Yerleşim içi “düzenli” sanat üretiminden farklı olarak, kaya yüzeyindeki figürler bazen rotalara, sınır çizgilerine, kutsal kabul edilen yükseltilere işaret eder. (Bu cümle genel bir arkeoloji çerçevesidir; Kayseri bulgusu için henüz böyle bir bağlam kesinleşmiş değildir.)
Kayseri’deki keşif için şu anki en gerçekçi yaklaşım şu: Figürler doğrulanır ve Neolitik olarak güçlenirse, Orta Anadolu’nun simgesel ifade coğrafyasına yeni bir nokta eklenmiş olur. Bu da, bölgedeki tarih öncesi hareketlilik ve kültürel etkileşim tartışmalarına veri sağlayabilir. Ancak bunu söyleyebilmek için, bulgunun çevresinde sistematik yüzey araştırmasıyla başka panellerin olup olmadığı, yakın çevrede geçici kamp/yerleşim izleri bulunup bulunmadığı gibi soruların yanıtlanması gerekir. Anatolian Archaeology özetinde de zaten çevrede yeni paneller için tarama yürütülebileceği vurgusu var.
Bulguyu “haber” yapan ikinci şey: Medya dili ile bilim dili arasındaki ince çizgi
Kayseri kaya resimleri haberi, sosyal medyada hızla “8 bin yıllık mesaj” gibi başlıklara taşındı. Bu tür başlıklar ilgi çekici olabilir; ama bilimsel süreç açısından riskli bir yanı vardır: Tarih, teknik ve bağlam henüz kesinleşmemişken “kesin yaş” algısı yaratabilir.
O nedenle, güvenilir kaynakların (AA ve AA’ya dayanan içerikler) kullandığı çerçeve daha doğru: “Neolitik Çağ’a ait olduğu değerlendiriliyor.” Bu ifade, hem keşfin önemini teslim eder hem de bilimsel ihtiyatı korur.
Koruma boyutu: Yeni keşifler neden “hemen korunmalı”?
Kaya sanatı bulguları, keşfedildikleri anda kırılgan hale gelir. Bunun birkaç nedeni var:
- Ziyaretçi baskısı: Yer bilgisi hızla yayıldığında meraklı ziyaret artar; istemeden bile olsa dokunma, sürtünme, üzerine su dökme (fotoğraf için kontrast artırma) gibi davranışlar zarar verir.
- Doğal süreçler: Su akışı, don–çözül, liken/mantar oluşumu, güneş ışığı gibi faktörler pigmentli yüzeyleri hızla bozar.
- Kasıtlı tahribat/kaçak müdahale: En kötü senaryo budur; özellikle “ünlü” hale gelen kaya yüzeyleri vandalizme açık olabilir.
Bu nedenle, AA’nın haberinde yer alan “yetkililere bildirildi” vurgusu aslında kritik: İlk doğru adım, bulgunun kurumsal süreçle kayda girmesi ve korunma şemsiyesi altına alınmasıdır.
Bilimsel yol haritası: Bundan sonra hangi adımlar beklenir?
Kayseri’deki keşfin bundan sonraki aşamalarını, eldeki haber kaynaklarının işaret ettiği çerçevede şöyle okumak mümkün:
1) Sistematik belgeleme
Yüzeyin yüksek çözünürlüklü fotoğraflanması, farklı ışık açılarında kayıt, mümkünse 3B fotogrametri gibi yöntemlerle panelin dijital arşive alınması.
2) Teknik analiz
Eğer pigment varsa mineral bileşiminin incelenmesi; kazıma ihtimali varsa patina analizi; mikroskobik incelemelerle “modern çizik” ile “tarihsel iz” ayrımının güçlendirilmesi. Anatolian Archaeology özetinde de “analizler başlayınca teknik netleşir” vurgusu yapılıyor.
3) Bağlam araştırması
Kaya sanatı çoğu zaman tek bir panel değildir; çevrede başka paneller, barınak izleri, taş alet buluntuları, seramik öncesi izler veya daha geç dönem işaretleri olabilir. Bu nedenle çevrede sistematik tarama önemli.
4) Koruma ve erişim planı
Bulguyu “saklamak” ile “koruyarak erişime açmak” arasında bir denge kurmak gerekir. Bu denge, keşfin hassasiyetine göre değişir. Şimdilik kaynaklar, daha çok ilk inceleme ve önem vurgusu üzerinden gidiyor; erişim planına dair net bir kamu duyurusu yok.
Kayseri bulgusunu Anadolu ölçeğinde nereye koyabiliriz?
Bu keşfi, iki eksende düşünmek mümkün:
- Coğrafi eksen: Kayseri gibi Orta Anadolu’nun belirli bölgelerinde kaya sanatı örneklerinin “seyrek” algılanması; yeni bir panelin bu algıyı kırma ihtimali.
- Kültürel eksen: Neolitik’le ilişkilendirilen simgesel üretimin (insan figürü gibi) yalnızca “büyük merkezlerde” değil, daha geniş bir coğrafyaya yayılmış olabileceği ihtimali.
Bu iki eksen de, tek bir keşifle “kanıtlandı” diyemeyiz. Ama Kayseri örneği, arkeolojide sık gördüğümüz bir durumu yeniden hatırlatıyor: Haritalar, çoğu zaman geçmişin gerçek yoğunluğunu değil, araştırmanın bugüne kadar nereye baktığını gösterir. Yeni buluntular, bazen yalnızca “yeni bir şey” değil; aynı zamanda “bakmadığımız yere bakınca gördüğümüz” bir gerçek olur.
Kayseri’deki figürler için şimdilik bilinenler ve bilinmeyenler
Haberin güvenilir kaynaklarına dayanarak bu haftanın net özetini şöyle kurabiliriz:
Bilinenler
- Kayseri’de dağlık alanda bir yurttaşın ihbarıyla insan figürlü kaya resimleri tespit edildi.
- İlk saha incelemesinde resimlerin Neolitik Çağ’a ait olabileceği değerlendirildi.
- ÇEKÜL Kayseri temsilcisi Prof. Dr. Osman Özsoy, bulgunun Kayseri için benzeri görülmemiş olduğunu, kentin tarihini daha geriye çekebileceğini söyledi.
Bilinmeyenler (henüz)
- Kesin tarihleme (hangi Neolitik evre?)
- Kesin teknik (boya mı, kazıma mı, karma mı?)
- Panel sayısı ve çevrede ek buluntular
- Bağlam (yakın yerleşim/ritüel alan ilişkisi)
Arkeoloji açısından “bilinmeyenler” kısmı olumsuz değil; tam tersine, keşfi bilimsel olarak değerli yapan şeylerden biri de bu soruların varlığıdır. Çünkü her soru, yeni bir araştırma hattı demektir.
Sonuç: Bir kaya yüzeyi, bir ihbar ve açılan yeni bir araştırma kapısı
Kayseri’de bulunan insan figürlü kaya resimleri, bu hafta Türkiye arkeoloji gündeminde “önemli” sayılmayı hak ediyor; çünkü bulgu, hem bölgesel kayıtlarda yeni bir başlık açma potansiyeli taşıyor hem de Neolitik dönemde Anadolu’daki simgesel üretim tartışmalarına yeni bir veri ekleyebilir. Ancak bütün bunların ana şartı, haberin de altını çizdiği gibi, bilimsel analizlerin tamamlanması ve bulgunun doğru yöntemlerle belgelenmesi.
Bugün için elimizdeki en doğru cümle şu: Kayseri’deki figürler, ilk incelemeye göre Neolitik olabilir; eğer doğrulanırsa, Kayseri’nin tarih öncesi hikâyesine yepyeni bir sayfa eklenebilir.

