Perşembe, Ocak 15, 2026

İznik’te “İyi Çoban” freski: Yer altı mezarında Roma üslubuyla betimlenen İsa tasviri bu hafta ortaya çıktı

Tarih:

Yazıyı paylaş:

Bursa’nın İznik ilçesinde, Hisardere köyü yakınlarındaki nekropol alanında yürütülen kazılarda 3. yüzyıla tarihlenen bir yer altı mezarının duvarında, İsa’yı “İyi Çoban” (Good Shepherd) motifiyle betimleyen nadir bir fresk belirlendi. Bu hafta uluslararası medyaya ilk kez açılan mezarda, bitkisel ve kuş motifleriyle bezeli duvar resimleri, bir “ziyafet/banquet” sahnesi ve beş kişiye ait iskelet kalıntıları da bulundu.

Keşif, yalnızca bir sanat tarihi haberi değil: İznik (antik Nikaia), MS 325’te Hristiyan dünyasının yönünü belirleyen Birinci İznik Konsili’yle özdeşleşmiş bir kent. Papa Leo XIV’ün geçen ay 1700. yıl dönümü vesilesiyle İznik’e yaptığı ziyaretin ardından bölgede artan ilgi, bu freskin duyurulmasını ve belgelenmesini küresel gündemin üst sıralarına taşıdı.

Arkeologlar, freskte İsa’nın genç, sakalsız ve Roma togalarıyla resmedildiğini; omuzlarında bir hayvan taşıdığını belirtiyor. Bu üslup, Anadolu’da erken dönem Hristiyan ikonografisinin nadir örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Kazı ekibinden arkeolog Gülşen Kutbay, resmin “Anadolu’daki tek örnek olabileceğini” vurgularken, İznik Müzesi’nden arkeolog Eren Erten Ertem duvar resimlerinin “geç paganizmden erken Hristiyanlığa geçiş” fikrini somutlaştırdığını ifade ediyor.

Bu dosya-haberde, bu haftanın en güncel arkeoloji gelişmesi olan İznik’teki fresk keşfini, alanın arkeolojik bağlamını, freskin ikonografik anlamını, mezarın diğer buluntularını ve İznik’in “sular altından çıkan” mirasıyla kurduğu yeni ilişkiyi bir arada anlatıyoruz.


Keşfin kalbi: Hisardere’de “kramp” bir mezar odası, çok katmanlı resimler

Associated Press’in aktardığı bilgilere göre fresk, İznik’e yakın Hisardere köyündeki yer altı mezarında Ağustos ayında keşfedildi; ancak mezar bu hafta (12 Aralık’ta) görüntülenip restorasyon/temizlik çalışmalarıyla birlikte uluslararası kamuoyuna ayrıntılı biçimde sunuldu. Haberde, AP’nin mezara erişim izni alan ilk uluslararası kuruluş olduğu da belirtiliyor.

Mezar odasının duvarları ve tavanı, yalnızca tek bir dini sahneden ibaret değil. Aynı alanda:

  • Kuş ve bitki motifleriyle dolu bezeme kuşakları,
  • Soylu kadın ve erkek portreleri (yanlarında “köle hizmetkârlar” tasvirleriyle),
  • Ayrıca bir ziyafet (banquet) sahnesi olarak tanımlanan resimler yer alıyor.

Bu çeşitlilik, arkeologların dikkat çektiği en önemli noktalardan birini oluşturuyor: Erken Hristiyanlığın simgeleri, Roma dünyasının yerleşik görsel repertuarı ve “öte dünya” tasavvurlarıyla aynı mekânda yan yana duruyor. Ertem’in “geç paganizmden erken Hristiyanlığa geçiş” vurgusu da tam bu katmanlaşmaya dayanıyor: Aynı mezarda hem dönemin sosyal hiyerarşisini ima eden portreler hem de yeni inanç dilini taşıyan bir “İyi Çoban” figürü bulunuyor.


“İyi Çoban” motifi neden bu kadar önemli?

AP’nin haberinde, Hristiyanlığın simge dili açısından kritik bir hatırlatma var: Haç işareti evrensel sembol haline gelmeden önce “İyi Çoban” motifi, inancı ifade etmede merkezi rol oynuyordu. Araştırmacılar bu motifin korunma, kurtuluş ve ilahi rehberlik anlamlarına işaret ettiğini söylüyor.

İznik’teki örneği ayrıcalıklı kılan ayrıntı ise üslup: Freskte İsa’nın genç, sakalsız, Roma kıyafetiyle (toga) betimlenmesi, Anadolu’da “belirgin Roma nitelikleri taşıyan” nadir İsa tasvirlerinden biri olarak değerlendiriliyor. AP, Anadolu’da İyi Çoban motifinin az sayıda örneğinin bulunduğunu; Hisardere’deki örneğin ise “en iyi korunmuş” olanlardan biri olduğunu aktarıyor.

Bir başka deyişle: Bu fresk, sadece “İsa resmi” olduğu için değil, erken dönem Hristiyan sanatının hangi görsel dille kurulduğunu göstermesi bakımından da kıymetli. Togalı, genç ve sakalsız betim, bir yandan Roma estetiğiyle uyum sağlarken; diğer yandan haçın henüz baskın sembol olmadığı bir dönemin inanç iletişimini yansıtıyor.


Mezarın “sessiz tanıkları”: Beş iskelet, iki genç yetişkin ve bir bebek

Kazı yalnızca duvar resimleriyle sınırlı değil. Habere göre mezarda beş kişiye ait iskelet kalıntıları bulundu. Antropolog Ruken Zeynep Köse, korunma koşulları zayıf olduğu için iki bireyin yaşının belirlenemediğini; diğerlerinin ise iki genç yetişkin ve 6 aylık bir bebek olduğunu ifade etti.

Bu bilgi, erken dönem mezar pratiklerini anlamak açısından önemli bir pencere açıyor. Aynı mekânda birden fazla bireyin gömülü olması; aile ilişkileri, sosyal statü, ölüm ritüellerinin sürekliliği ve “oda mezar”ın kuşaklar boyu kullanım ihtimali gibi soruları gündeme getiriyor. Ancak arkeologlar için asıl kritik aşama şimdi başlıyor: Kemiklerin korunma durumu, olası DNA/izotop analizleri, mezar içi stratigrafi ve resim programının kronolojisi, freskin tarihsel okumasını daha da netleştirebilir. (Bu noktadaki ayrıntıların, laboratuvar sonuçları açıklanmadan kesinleştirilemeyeceğini not düşmek gerekiyor.)


Hisardere Nekropolü ne anlatıyor? Sadece bir mezar değil, İznik’in “ölü gömme hafızası”

Hisardere Nekropolü, tekil bir keşiften ibaret değil; uzun soluklu bir araştırma alanı. Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün paylaştığı bilgilere göre nekropol, Hisardere Köyü Bayırdibi mevkiinde; İznik Gölü’nden yaklaşık 1,2 km içeride ve İznik kent merkezinin 2,4 km kuzeyinde yer alıyor. Alanın 1992’de I. Derece Arkeolojik Sit olarak tescillendiği; kaçak kazıları önlemek için 2018’de kamulaştırıldığı belirtiliyor.

Aynı kaynağa göre kazılar, İznik Müzesi başkanlığında ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. Aygün Ekin Meriç’in bilimsel koordinasyonunda yürütülüyor. Nekropolün MS 2. ve 5. yüzyıllar arasına tarihlenen buluntularıyla Nikaia’nın ölü gömme geleneklerine dair önemli veriler ürettiği vurgulanıyor.

Hisardere’de daha önce ortaya çıkarılan lahitler, oda mezarlar ve “İznik’e özgü” olarak nitelenen terrakota plaka çatılı oda mezarlar bu geleneğin çeşitliliğini gösteriyor. Bazı lahitlerde bireylerin pamuklu kumaşla kefenlenmesi ve mezar hediyeleriyle gömülmesi gibi ayrıntılar da kayıt altına alınmış durumda.

Bu bağlam, “İyi Çoban” freskini tek başına bir sanat eseri olmaktan çıkarıyor: Fresk, Hisardere’nin zaten belgelendirilen mezar tipolojisine yeni bir ikonografik katman ekliyor.


İznik neden sürekli arkeoloji gündeminde? Konsil, göl, bazilika ve “çok katmanlı bir şehir”

İznik’in adı, arkeoloji ve erken Hristiyanlık tarihi söz konusu olduğunda iki büyük başlıkla anılıyor:

  1. Birinci İznik Konsili (MS 325): AP, İznik’in Hristiyan tarihinde “Nicene Creed’in kabul edildiği yer” olarak konumunu hatırlatıyor.
  2. İznik Gölü kıyısındaki bazilika kalıntısı: Papa Leo XIV’ün ziyareti, göl kıyısındaki kazı alanında gerçekleştirilen ekümenik dua töreniyle birleşince İznik’in arkeolojik alanları yeniden dünya gündemine girdi.

Washington Post’un 28 Kasım tarihli haberinde, bu ziyaretin aynı zamanda İznik Gölü’nün küçülmesi ve bölgedeki su kriziyle nasıl iç içe geçtiği anlatılıyor: Bir dönem “sular altında” olduğu belirtilen bazilika kalıntılarının, göl seviyesinin düşmesiyle tamamen karada kaldığı; bunun hem arkeolojik kazı koşullarını hem de yerel toplumsal-ekonomik gerilimleri etkilediği aktarılıyor.

Bu ayrıntı, İznik’te arkeolojinin artık yalnızca “toprak altı” meselesi olmadığını gösteriyor. Göl seviyesi, tarım, sanayi su kullanımı, iklim etkileri ve kültürel miras yönetimi; hepsi aynı coğrafyada birbirine düğümleniyor. Washington Post, yerel yönetimin tarımsal sulama için yıllık su tahsisi, yağış-buharlaşma dengesi ve üretim rakamlarına ilişkin verileri de haberleştirerek “arkeoloji haberi”nin arka planına bir çevre dosyası ekliyor.


Papa ziyareti ile fresk keşfi neden aynı cümlede anılıyor?

Bu hafta konuşulan fresk, doğrudan papalık ziyaretiyle “bulunmuş” değil; fakat zamanlama, ilginin yönünü değiştirdi. AP’ye göre Papa Leo XIV, geçen ay İznik’te 1700. yıl dönümü için bulunmuş; Doğu ve Batı kiliselerinin temsilcileriyle birlikte Hristiyanların yeniden birleşmesi temennisini dile getirmişti. AP’nin ikinci haberinde, Papa’nın Ekümenik Patrik Bartholomew I ile birlikte İznik’teki kazı alanında dua ettiği ayrıntıları yer alıyor.

Vatikan’ın resmî seyahat programında da İznik durağı açık biçimde görülüyor: 27 Kasım–2 Aralık 2025 arasındaki Türkiye-Lübnan ziyaretinde, 28 Kasım günü İznik’te “Basilica of Saint Neophytos” kazı alanı yakınında ekümenik dua programı listelenmiş durumda.

Bu ilgi dalgası, İznik’teki kültür mirası başlıklarını “yerel haber” olmaktan çıkarıp “küresel haber”e dönüştürüyor. Nitekim İyi Çoban freski de bu hafta AP ve Independent gibi uluslararası kuruluşların gündeminde, İznik’in Hristiyanlık tarihindeki rolü anlatılarak duyuruldu.


Fresk konservasyonu neden hassas bir süreç?

Duvar resimleri, özellikle yer altı mezarları gibi kapalı ortamlarda yüzyıllar boyunca “dengeli” bir mikroiklimde kalmış olabilir. Mezar açıldığında ise sıcaklık, nem ve hava akışı bir anda değişir; bu da tuz kusması, boya tabakasının kabarması, yüzeyde biyolojik oluşumlar gibi riskleri artırır. Bu nedenle konservasyon, sadece “temizlik” değildir; aynı zamanda ortamın kontrol altına alınması ve resmin belgelenerek bilimsel yöntemlerle stabilize edilmesidir.

Independent’ın haberi, arkeologların mezar içindeki freskleri temizleyip restore ettiğini; buluntunun “3. yüzyıl mezarı” bağlamında ele alındığını vurguluyor.
AP de mezarın “dar/kramp” yapısını ve resimlerin ayrıntılarını aktarırken, koruma sürecinin kazının ana gündemlerinden biri olduğunu açıkça hissettiriyor.

Bu noktada şu ayrımı yapmak önemli: Eserin “eşsiz” olması, onu sergilemenin hemen mümkün olduğu anlamına gelmez. Bazı duvar resimleri, uzun süre kontrollü şekilde yerinde korunur; ziyaretçi erişimi ise ancak stabilizasyon tamamlandıktan sonra tartışılır. İznik’teki mezarın geleceğine ilişkin kararın da, konservasyon raporları ve risk değerlendirmeleriyle şekillenmesi beklenir.


Erken Hristiyanlığın “görsel dili” Anadolu’da nasıl izleniyor?

AP, Anadolu’da İyi Çoban motifinin az sayıda örneğinin bulunduğunu ve Hisardere’deki örneğin en iyi korunmuşlardan biri olduğunu not ederken; bu tespit, Anadolu’nun erken Hristiyan sanatında “büyük merkezler kadar” çok sayıda örnek barındırmadığı algısını da yeniden tartışmaya açıyor.

Ancak Hisardere keşfi, bir başka açıdan daha kritik: Freskin bulunduğu yer bir “kilise” değil, bir “mezar”. Bu, erken Hristiyanlığın görsel repertuarının yalnızca kamusal ibadet mekânlarında değil; özel/yarı özel ölüm mekânlarında da üretildiğini gösteriyor. Üstelik mezar resimlerinde görülen portreler, hizmetkâr tasvirleri ve ziyafet sahnesi, Roma döneminin yaygın ölüm ikonografisiyle Hristiyan sembolizminin aynı duvar programında buluştuğunu düşündürüyor.

Arkeolog Eren Erten Ertem’in “ölünün öte dünyaya olumlu ve uygun biçimde uğurlanması” şeklindeki yorumu da bu bütüncül okumanın bir uzantısı: Fresk, yalnızca dini bir mesaj değil; aynı zamanda dönemin ölüm ritüelinin “teselli dili” olabilir.


İznik Gölü küçülürken arkeoloji nasıl etkileniyor?

Bu haberin “bu hafta” konuşulan bir diğer boyutu, İznik’te arkeolojinin çevresel koşullarla giderek daha fazla kesişmesi. Washington Post, göl seviyesinin düşmesiyle bazilika kalıntılarının karada kalmasının kazıyı kolaylaştırmadığını; aksine, kuruyan kil tabakanın “çimento gibi sertleşerek” kazıyı zorlaştırdığını ve eserlerin zarar görme riskini artırdığını yazıyor.

Aynı haberde, gölün küçülmesinin turizm/ziyaret planlarını da değiştirdiği belirtiliyor: Kültür Bakanlığı’nın “sualtı müzesi” planlarının rafa kalktığı; ziyaretçilerin kalıntıları artık dışarıdan bir platform üzerinden görebildiği aktarılıyor.

Öte yandan Hürriyet Daily News’te 2024 tarihli bir haberde, İznik Gölü’ndeki bazilikanın bir depremde hasar gördüğüne ilişkin sualtı kazısı bulguları ve bölgede aktif fay hattı tespiti gibi ayrıntılar yer alıyor. Bu da İznik’in mirasının yalnızca iklim/su kriziyle değil, sismik risklerle de karşı karşıya olduğunu hatırlatıyor.

Bu çerçevede İznik’teki “İyi Çoban” freski, bize tek bir arkeolojik gerçeği değil, daha geniş bir tabloyu gösteriyor: Kültürel miras, artık çoğu zaman iklim, su yönetimi, yerel ekonomi ve afet riski gibi başlıklarla birlikte düşünülmek zorunda.


Sonuç: Bir freskten fazlası—İznik’te yeni bir sayfa

İznik’te Hisardere Nekropolü’nde ortaya çıkarılan “İyi Çoban” freski, bu haftanın en dikkat çekici arkeoloji haberi olarak öne çıkıyor: Hem erken Hristiyan sanatının sembol dili açısından nadir bir örnek sunuyor, hem de mezarın çok katmanlı resim programıyla Roma dünyasının kültürel geçişlerini tartışmaya açıyor.

Aynı zamanda keşif, İznik’in son haftalarda dünya gündemine taşınan bir başka hikâyesiyle, göl kıyısındaki kazı alanı ve su krizinin yarattığı baskıyla birleşiyor. Bu birleşim, İznik’te arkeolojinin “geçmişi anlatmakla” kalmayıp bugünün büyük sorularına da temas ettiğini gösteriyor: İnançların dönüşümü, toplumsal hiyerarşi, ölüm ritüelleri, çevre krizi ve korunması gereken ortak miras.

İznik’teki mezar duvarında, genç ve sakalsız bir figür omzunda hayvan taşıyor. Bu görüntü, 3. yüzyılda bir inanç anlatısıydı; 2025’in bu haftasında ise bir arkeoloji haberi oldu.

Sonraki İçerik

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

İlgili yazılar

İskoçya’da Bronz Çağı’na Ait “Tek Seferlik” Toplu Gömü: Beş Urnada En Az Sekiz Kişi

Güneybatı İskoçya’nın rüzgârlı tepelerinde, modern bir enerji projesi için açılan güzergâh üzerinde yürütülen arkeolojik çalışmalar, Orta Bronz Çağı’na...

Bubon bronzları iadesi: “Çıplak İmparator”, Demosthenes ve Düver levhaları Türkiye’ye dönüyor

Bu hafta uluslararası kültürel miras gündeminin en çarpıcı başlıklarından biri, Türkiye kökenli 43 arkeolojik eserin ABD’den Türkiye’ye iade...

Roma Metro C’de “müze istasyonları” dönemi: Kolezyum’un altında kuyular, hamam kalıntıları ve vitrinlere taşınan antik Roma

Bazı şehirlerde metro, yalnızca bir ulaşım hattıdır. Roma’da ise her yeni tünel, yeni bir sayfa açar; çünkü kazı...

Villa Poppaea’da yeni freskler: Tavuskuşunun “eşi” bulundu, villa 103 odaya çıktı

İtalya’nın güneyinde, Vezüv Yanardağı’nın MS 79’daki patlamasıyla küllerin altına gömülerek adeta zaman kapsülüne dönüşen yerleşimler, bugün hâlâ her...