Batı Anadolu’nun (yaklaşık MÖ 2000–1200) Tunç Çağı yerleşimlerine dair parçalı bilgiyi tek bir çatı altında toplayan yeni bir dijital atlas ve veri seti bu hafta araştırmacıların kullanımına açıldı. Çalışma; kazı raporlarından yüzey araştırmalarına, tarihsel kaynaklardan uzaktan algılama verilerine uzanan geniş bir havuzu ortak bir “veri dili”yle bir araya getirerek 483 yerleşimi tek tek coğrafi konum, dönem, işlev, buluntu türleri ve kaynakça bağlantılarıyla kayıt altına alıyor.
Bu gelişme, yalnızca “yeni bir harita” anlamına gelmiyor. Arkeoloji dünyasında son yılların en büyük tartışmalarından biri olan “veriye erişim” ve “verinin yeniden kullanılabilirliği” açısından da dikkat çekici bir eşik olarak görülüyor. Zira Batı Anadolu, Tunç Çağı söz konusu olduğunda bir yandan Ege dünyasıyla, diğer yandan Orta Anadolu ve Yakındoğu’yla aynı anda temas eden bir geçiş alanı; ama verileri çoğu kez farklı yayınlarda, farklı standartlarla ve hatta bazen farklı koordinat doğruluklarıyla dağınık halde duruyor. Yeni atlas, bu dağınık parçaları tek bir düzen içinde okunabilir kılmayı hedefliyor.
Aşağıdaki haber dosyasında, bu atlasın neyi değiştirdiğini, nasıl üretildiğini, hangi sınırlılıkları olduğunu ve Türkiye’de arkeoloji araştırmalarında “dijital altyapı” tartışmasına nasıl bir katkı sunduğunu, saha örnekleri ve yöntem detaylarıyla ele alıyoruz.
“Tek bakışta bölgesel resim” ihtiyacı neden bu kadar büyüdü?
Tunç Çağı, yalnızca maden teknolojisinin geliştiği bir çağ değil; aynı zamanda ticaret ağlarının genişlediği, siyasal örgütlenmelerin karmaşıklaştığı ve yerleşimlerin birbiriyle ilişkili sistemler kurduğu bir dönem. Batı Anadolu bu sistemin tam ortasında yer alıyor: Kıyı hattı üzerinden deniz ağlarına, iç kesimler üzerinden kara rotalarına eklemlenen bir coğrafya. Buna karşın, uzun süre bölgeye dair büyük ölçekli değerlendirmeler “az veriyle çok yorum” yapmak zorunda kaldı. Yeni atlasın iddiası ise yorumdan önce veriyi sağlamlaştırmak: Yerleşimleri tek tek görünür kılmak, aynı ölçeğe getirmek ve karşılaştırılabilir hale sokmak.
Bu yaklaşımın arkasında pratik bir gerçek var: Arkeolojik bilgi, çoğu zaman saha raporlarında, yerel yayınlarda ya da erişimi zor derlemelerde kalabiliyor. Bir araştırmacının örneğin “MÖ 2. binyılda Batı Anadolu’da höyük yoğunluğu ile maden yatakları arasındaki ilişki”yi incelemek istemesi, veriyi tek tek bulup doğrulamasını, farklı koordinatları eşlemesini, farklı dönemleme terimlerini ortak bir takvime çevirmesini gerektiriyor. Atlas, bu tür zahmetli hazırlık işlerini azaltmayı; araştırmacının enerjisini analiz ve yorum aşamasına kaydırmayı hedefliyor.
Atlas tam olarak ne sunuyor?
Çalışmanın çekirdeğinde “483 yerleşim” bulunuyor. Her bir yerleşim, coğrafi olarak işaretlenmiş (georeferanslı) ve standart bir metadata setiyle açıklanmış durumda. Bu metadata; yerleşimin kronolojik atfını, mümkünse işlevini, buluntu ve kültür malzemesi özetini, bibliyografik referanslarını ve ilgiliyse antik maden kaynaklarına ilişkin bağlantıları içeriyor. Veri setinin açık erişimli dosyalar halinde yayımlandığı ve kayıtların birbirine tutarlı anahtarlarla bağlandığı da vurgulanıyor.
Bu tür standartlaştırma, kulağa “teknik” gelebilir; ancak arkeoloji pratiğinde doğrudan karşılığı var. Çünkü standart bir şema, aynı soruyu farklı araştırmacıların farklı verilerle değil, aynı verinin farklı okumalarıyla tartışabilmesini sağlar. “Hangi yerleşim ‘büyük’ sayılır?”, “Hangi dönem aralığı ‘Orta Tunç’ kabul edilir?” gibi kavramlar bile proje bazında değişebilir. Atlasın yaptığı şey, bu kavramları mümkün olduğunca tek bir tanım setinde sabitleyip veri düzeyinde şeffaflaştırmak.
Kapsam: Batı Anadolu neresi, Tunç Çağı hangi aralık?
Atlasın kapsadığı coğrafya, Batı Anadolu için pratik bir sınır çizgisiyle tarif ediliyor: Eskişehir ile Antalya arasında varsayımsal bir hat çizildiğinde bu hattın batısı. Bu tanım, hem araziye hem de yerleşim dağılımına göre yapılmış bir GIS değerlendirmesinin sonucu olarak sunuluyor.
Zaman aralığı ise Orta ve Geç Tunç Çağı’nı kapsayan yaklaşık MÖ 2000–1200 bandı. Bu, Ege dünyasında saray sistemlerinin güçlendiği, Orta Anadolu’da büyük siyasal örgütlenmelerin etkili olduğu ve Doğu Akdeniz’de uzun mesafeli temasların arttığı bir evreye denk geliyor. Atlas, bu evrede Batı Anadolu’nun “boşluk” değil, yoğun yerleşimli ve farklı ölçeklerde merkezler barındıran bir kültür coğrafyası olduğunu veriye dayalı biçimde göstermeyi amaçlıyor.
En kritik bölüm: “483” sayısı nasıl belirlendi?
Bir veri setinin değeri, yalnızca büyüklüğünde değil, dahil etme/dışlama kriterlerinin açıklığında yatar. Bu atlasın kriterleri net biçimde tarif ediliyor:
- Yerleşimin en az 100 metre çapında olması
- Yerleşimde MÖ 2. binyıla (Tunç Çağı’na) atfedilebilen seramik materyalin raporlanmış olması
Bu eşikler, atlasın “izole çiftlik/tekil buluntu” yerine daha büyük nüfus barındırmış olabilecek yerleşimlere odaklandığını gösteriyor. Ayrıca aday yerleşimler için yer adı (toponim) ve yayımlanmış koordinat bilgisinin bulunması şartı da vurgulanıyor.
Bu yaklaşımın bir sonucu olarak atlas, literatürde geçen tüm noktaları değil, yalnızca dönemi açıkça raporlanmış ve haritalanabilir durumda olanları kapsıyor. Çalışmada, ilgili literatürde anılan sahaların yalnızca yaklaşık bir bölümünün bu netliği sağlayabildiği belirtiliyor.
Veri nereden geliyor: Kazılar, yüzey araştırmaları ve “uzaktan doğrulama”
Atlasın inşasında birden fazla veri kaynağı katmanı var. Temel omurga; kazı raporları, sistematik yüzey araştırmaları, tarihsel/yer adları kayıtları, haritalar ve uydu görüntüleri. Projenin arka planında, uzun yıllara yayılan bir “meta-analiz” emeği olduğu ve farklı türde yayınların tek tek tarandığı aktarılıyor.
Bilimsel tanımlamada dikkat çeken bir diğer nokta, coğrafi doğrulama süreci: Koordinatların WGS 84 referans sisteminde tutulması; uydu görüntüleriyle konum kontrolü; önemli bir bölümünün uzaktan tanımlanabilir olması; ardından büyük kısmının saha gözlemleriyle teyit edilmesi. Veri işleme için açık kaynak GIS yazılımlarının kullanıldığı bilgisi de yöntem kısmında yer alıyor.
Bu, arkeolojide giderek öne çıkan bir yaklaşım: Araziye gitmeden önce uzaktan algılama ile “aday alan”ı netleştirmek, sonra arazi çalışmasıyla doğrulamak ve tüm süreci veri tabanına kaydetmek. Atlas, bu yaklaşımı bir araya toplayıp arkeolojik yerleşim şebekesini bölgesel ölçekte okumaya izin veren bir altlık oluşturuyor.
Standart metadata neden bu kadar önemli?
Arkeoloji yayınlarında aynı şeyin farklı adlarla anılması çok sık rastlanan bir durum: “höyük”, “tepe yerleşimi”, “tümsek”, “telle benzer birikim” gibi terimler; ya da “Orta Tunç”, “II. binyıl başları”, “MÖ 19–17. yy” gibi farklı dönemleme dilleri… Atlasın en kritik hamlesi, bu çeşitliliği “kayıp yaratmadan” tek bir yapıda saklayabilmek.
Bunu iki düzeyde yapıyor:
- İç tutarlılık: Her yerleşim için aynı tür alanlar (ör. site_id, dönem, kategori, referans) kullanılıyor.
- Dış bağlanabilirlik: Kayıtların, açık bilgi tabanlarına ve referans veri setlerine bağlandığı belirtiliyor. Bu sayede bir yerleşimi yalnızca bu atlas içinde değil, daha geniş dijital ekosistem içinde izlemek mümkün hale geliyor.
Dış bağlanabilirlik meselesi, dijital beşeri bilimlerin son yıllardaki en büyük iddialarından biri: Bir veri seti tek başına “kapalı bir ada” olmaktan çıkıp diğer veri setleriyle konuşabildiğinde, disiplinler arası sorular da çoğalıyor. Atlasın, dış referans veri tabanlarıyla ilişkilendirme yaklaşımı bu nedenle kritik görülüyor.
Yerleşim + maden kaynakları: Ekonomi sorularına yeni kapı
Atlasın dikkat çeken bileşenlerinden biri de “antik mineral kaynakları”na ilişkin katmanın veri setine dahil edilmesi. Çalışmada, Batı Anadolu’nun altın, gümüş, bakır ve kalay gibi kaynaklar açısından zengin bir jeolojiye sahip olduğuna ve bu durumun tarihöncesinden itibaren üretim ve ticaret ağlarını etkilediğine işaret ediliyor. Ayrıca arkeolojik olarak işletildiği bilinen 25 antik maden kaydının veri setine entegre edildiği bilgisi yer alıyor.
Bu, yerleşim örüntüsü çalışmalarında önemli bir avantaj: Araştırmacılar, yerleşimlerin sadece “nerede” olduğunu değil; potansiyel ekonomik çevrelerini, hammaddeye yakınlıklarını ve olası rota bağlantılarını da daha sistematik biçimde test edebilir hale geliyor.
Örneğin “kıyı yerleşimleri ile iç kesim merkezleri arasındaki dağılım, maden yataklarının yakınında kümeleniyor mu?” gibi sorular, artık her araştırmacının sıfırdan katman üretmesini gerektirmeden daha hızlı sınanabilir.
Atlasın anlattığı en basit hikâye: “İhmal edilen yoğunluk”
Batı Anadolu, uzun süre bazı anlatılarda “Ege ile Orta Anadolu arasında” sanki boş bir tampon kuşakmış gibi resmedildi. Oysa atlasın sunduğu yoğunluk haritaları ve yerleşim listeleri, bölgenin MÖ 2. binyılda yüzlerce yerleşimle örülü bir insan coğrafyası olduğunu gösteriyor.
Bu, doğrudan iki alanda tartışma yaratabilecek bir sonuç:
- Siyasal coğrafya: Hitit metinlerinde adı geçen Batı Anadolu oluşumlarının (yerel güç merkezleri, ittifaklar, rekabet alanları) arkeolojik zemini daha görünür hale geliyor.
- Kriz ve dönüşüm tartışmaları: Doğu Akdeniz’de MÖ 1200 dolaylarında görülen dönüşümlerin yalnızca “büyük imparatorluklar” üzerinden değil, Batı Anadolu gibi ara bölgelerin ağ dinamikleri üzerinden de yeniden ele alınması mümkün oluyor.
Burada önemli bir nokta var: Atlas, tek başına “büyük anlatıyı” kanıtlamaz; ama büyük anlatının veri zeminini güçlendirir. Bir başka deyişle, artık tartışma “varsayımlar” üzerinden değil, listelenebilir ve sorgulanabilir yerleşim kayıtları üzerinden yürüyebilir.
Nasıl kullanılacak? Akademi, müzecilik, koruma ve planlama
Böylesi bir veri setinin kullanım alanı yalnızca arkeologlarla sınırlı değil. Haber dosyamız için görüş alınan bazı araştırmacılar (genel değerlendirmelerde), bu tür veri tabanlarının özellikle dört pratik alanda etkili olduğuna işaret ediyor:
1) Akademik araştırma
- Yerleşim hiyerarşisi (büyük merkez–küçük yerleşim ilişkisi)
- Coğrafi ağ analizi (geçitler, vadiler, kıyı rotaları)
- Kronolojik yayılım (Orta Tunç’tan Geç Tunç’a yerleşim sürekliliği)
2) Kültürel miras yönetimi
- Risk haritaları: Sel, yangın, erozyon gibi tehditlere maruz alanlarda izleme önceliği
- Alan planlaması: Arazi kullanım kararlarında arkeolojik duyarlılık katmanı
3) Eğitim ve kamusal erişim
- Harita tabanlı anlatılar, çevrimiçi dersler, veri okuryazarlığı
- Üniversite öğrencileri için “ham veriyle çalışma” imkânı
4) Disiplinler arası çalışmalar
- Jeoloji, coğrafya, ekonomi tarihi, dijital beşeri bilimler ile ortak projeler
Atlasın “açık lisanslı ve dosya tabanlı” biçimde paylaşılması, bu kullanım senaryolarını güçlendiren temel faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
En kritik uyarı: “Kapsamlı” ama “tam” değil
Her büyük veri seti gibi bu atlasın da sınırlılıkları var ve bunlar açıkça belirtiliyor. En önemli sınırlılık, arazi taramasındaki eşitsizlik: Batı Anadolu’nun yaklaşık yarısının sistematik araştırmalarla incelenmiş olduğu, kalan bölgelerde ise veri boşluklarının bulunduğu ifade ediliyor. Ormanlık ve dağlık alanlarda yerleşimlerin daha az görünür olması ya da erken dönem araştırmalarında seramik tanımlama zorlukları gibi faktörler de kayıtların eksik kalmasına neden olabiliyor.
Bu nedenle atlası okurken şu ayrımı akılda tutmak gerekiyor: Haritada boş görünen yer, her zaman “yerleşimsiz” yer anlamına gelmeyebilir. Bazen yalnızca “henüz yeterince araştırılmamış” yerdir. Atlasın güçlü yanı, bu belirsizliği gizlemek yerine yöntem bölümünde görünür kılması; yani kullanıcıya “bu veri neyi temsil ediyor, neyi temsil etmiyor?” sorusunun cevabını vermesi.
“Excel’den veri ekosistemine”: Dijital dönüşümün arka planı
Arkeoloji ekiplerinin çoğu, sahadan gelen bilgiyi yıllarca tablo dosyalarında (çoğunlukla elektronik tablolar) tutar. Bu pratik, hızlıdır ama büyüdükçe kırılganlaşır: Aynı yerleşime farklı adlar verilmesi, koordinat formatlarının karışması, kaynakça alanlarının düzensizleşmesi gibi sorunlar kaçınılmaz olur. Bu atlasın hikâyesi de aslında bu tanıdık yerden başlıyor: Önce yerel bir veri birikimi, sonra yıllar içinde standardizasyon ve dönüşüm.
Dijital arkeolojide “değerli olan” çoğu zaman sadece sonuç haritası değil; haritaya giden yolun şeffaflığıdır. Bu projede, verinin temizlenmesi, normalleştirilmesi, birbirine anahtarlarla bağlanması ve dış veri tabanlarıyla ilişkilendirilmesi gibi adımların anlatılması, gelecekte benzer girişimler tasarlayan ekipler için de bir model oluşturuyor.
Türkiye’de arkeoloji için ne ifade ediyor?
Türkiye’de arkeoloji, son yıllarda hem kazı sayısı hem de yıl boyu sürdürülmeye başlanan çalışmalar açısından hareketli bir dönemden geçiyor. Ancak saha yoğunluğu kadar, saha çıktılarının “dijital olarak erişilebilir ve yeniden analiz edilebilir” hale gelmesi de tartışılıyor. Bu atlas, kazıların kendisine değil; kazı ve yüzey araştırması literatürünün “ikinci bir okumaya” açılmasına odaklanıyor.
Bu açıdan bakıldığında atlas, iki önemli katkı sunuyor:
- Arşivleşmiş bilginin yeniden dolaşıma girmesi: Eski raporların içindeki verinin yeni sorularla yeniden kullanılabilmesi
- Karşılaştırma kültürü: Batı Anadolu’nun, Ege ve Orta Anadolu ile aynı veri standardı üzerinden kıyaslanabilmesinin önü
Üstelik bu katkı yalnızca akademik yayın üretimine değil, kültürel mirasın yönetimine de (doğru konumlandırma, risk değerlendirme, alan planlama) dolaylı etki edebilir.
Sahadan örnekler: Höyükler, tepe kaleleri ve kıyı ağları aynı haritada
Atlasın görselleri incelendiğinde iki tür yerleşim tipi özellikle öne çıkıyor:
- Allüvyal düzlük kenarlarında höyükler: Uzun süreli birikimle oluşmuş ve katmanlı yerleşim geçmişi taşıyan alanlar.
- Fortifikasyonlu tepe yerleşimleri: Topografik avantajla savunma ve kontrol işlevi üstlenmiş olabilecek noktalar.
Bu ayrım, Tunç Çağı yerleşim örüntüsünün yalnızca nüfusla değil, güvenlik, üretim ve ulaşım stratejileriyle de şekillendiğini düşündürüyor. Yine de bu noktada, atlasın sunduğu şeyin “olası okumalar için zemin” olduğu unutulmamalı: Hangi yerleşim ne tür bir siyasal/ekonomik role sahipti sorusu, ancak saha verisi ve ayrıntılı kazı bulgularıyla birlikte netleşir.
Bundan sonra ne olabilir?
Atlasın en canlı tarafı, kapalı bir proje olmaması: Veri seti, yeni çalışmalarla genişleyebilecek bir altyapı olarak tasarlanmış görünüyor. Ayrıca farklı ekiplerin yeni yerleşimler önerebilmesine dönük mekanizmaların bulunduğu bilgisi de paylaşılıyor.
Bu da önümüzdeki dönemde şu gelişmelere kapı aralayabilir:
- Yeni yüzey araştırmalarının sisteme daha hızlı entegre edilmesi
- Verinin farklı ülkelerdeki benzer açık veri setleriyle karşılaştırılması
- Batı Anadolu’nun farklı mikro-bölgelerinde yoğunlaşan “tematik haritalar” (ör. maden üretimi, kıyı ticareti, geçit kontrolü)
- Eğitim amaçlı açık ders materyalleri ve öğrenci projeleri
Kısacası, “harita yayımlandı ve bitti” yerine, “harita yayımlandı ve şimdi tartışma başlayabilir” diyen bir model.

