Perşembe, Ocak 15, 2026

İskoçya’da Bronz Çağı’na Ait “Tek Seferlik” Toplu Gömü: Beş Urnada En Az Sekiz Kişi

Tarih:

Yazıyı paylaş:

Güneybatı İskoçya’nın rüzgârlı tepelerinde, modern bir enerji projesi için açılan güzergâh üzerinde yürütülen arkeolojik çalışmalar, Orta Bronz Çağı’na tarihlenen sıra dışı bir gömü düzenini gün yüzüne çıkardı. Bir höyük/tümülüsün merkezinde yan yana ve oldukça sık yerleştirilmiş beş seramik urnanın, en az sekiz kişiye ait yakılmış (kremasyon) kemik kalıntılarını barındırdığı belirlendi. Araştırmacılar, urnaların yerleştirilme biçimi ve tarihleme sonuçlarının, bunun tek bir gömü olayı olduğunu güçlü şekilde düşündürdüğünü vurguluyor.

Bu keşif, yalnızca “kaç kişinin gömüldüğü” sorusunu değil; neden aynı anda, neden aynı çukura, neden bu kadar sıkışık bir düzenle gömüldükleri sorularını da beraberinde getiriyor. Bölgenin tarihöncesi dönemlerine dair bilinen kayıtları sınırlı olan bir coğrafyada ortaya çıkan bulgu, yerel toplulukların ölüm ritüelleri, sosyal örgütlenmesi ve olası bir kriz anında verdikleri tepkiler hakkında yeni bir tartışma zemini açmış durumda.


Kazı nasıl başladı: “Önleyici arkeoloji” sahada

Keşfin arka planında, Avrupa’da sıkça görülen bir uygulama var: Büyük ölçekli altyapı/enerji yatırımları başlamadan önce, planlanan güzergâhlarda arkeolojik izleme ve kurtarma kazıları yürütülmesi. Bu kapsamda yapılan saha çalışmaları, 2020–2021 döneminde, Sanquhar’ın güneyinde uzanan açık ve engebeli bir arazide gerçekleştirilmişti. Gözlemler, toprağın geniş bir alanda sıyrılmasıyla birlikte belirli noktalarda yoğunlaşan arkeolojik izlerin ayrıştırılmasına dayandı.

Saha çalışması sırasında, öncelikle merkezinde gömü çukuru bulunan bir ring ditch (halka hendek) ile tanımlanan bir höyük yapısı dikkat çekti. Bu tür yapılar, Britanya tarihöncesi arkeolojisinde genellikle “barrow/tümülüs” başlığı altında değerlendirilir: Bir gömü noktasını vurgulayan, çevresinde hendek/çukur gibi sınır öğeleri bulunan, bazen taş-toprak yığıntısıyla belirginleştirilen anıtsal alanlar. Buradaki örnekte de asıl sürpriz, merkezdeki çukurdan çıkan urnaların sayısı ve düzeniydi.


Tümülüsün kalbi: Beş urnalı “sıkışık” düzen

Merkezde tespit edilen gömü çukuru içinde, beş urnanın birbirine çok yakın şekilde yerleştirilmiş olduğu anlaşıldı. Bu durum, Bronz Çağı Britanyası’nda yaygın biçimde görülebilen “zaman içine yayılan” gömü pratiklerinden ayrışıyor. Çünkü pek çok barrow örneğinde, aynı anıt mezar alanına farklı tarihlerde yeni gömüler eklenebilir; alan bir tür “kuşaklar arası” mezarlık işlevi görebilir. Burada ise urnaların aynı anda yerleştirildiğini düşündüren bir bütünlük gözleniyor.

Araştırma raporunda, urnaların tek bir gömü olayı kapsamında çukura bırakıldığı; tarih aralığının MÖ 1439–1287 olarak belirlendiği ifade ediliyor. Aynı raporda, urnaların “yakın yerleşimli” (closely packed) konumu özellikle vurgulanıyor. Bu gömü tarzı, hem ritüel bir acele hâlini hem de belirli bir koreografinin—belki de çok kısa sürede tamamlanması gereken bir defin ritüelinin—izlerini taşıyor olabilir.


“Toplu gömü” ne demek: Sekiz kişi, beş kap

Urnaların içinden çıkarılan kremasyon kalıntılarının analizi, en az sekiz bireyin temsil edildiğini gösteriyor. Bu sayı, beş urnaya dağıtılmış durumda; yani bazı urnalarda birden fazla bireye ait kalıntıların bir arada bulunması söz konusu. Araştırmacılar, bu tip “birleştirilmiş” kremasyonların Bronz Çağı İskoçyası’nda başka örneklerle karşılaştırılabileceğini; ancak burada düzenin bütünlüğü ve tek çukurdaki yoğunluk nedeniyle “olağandışı” bir tablo ortaya çıktığını belirtiyor.

Yaş dağılımına dair en kritik ipuçlarından biri, bazı urnalarda yetişkin ve genç/juvenil bireylerin birlikte temsil edilmesi. Bu ayrıntı, gömünün bir “aile grubu” ya da yakın ilişkili küçük bir toplulukla bağlantılı olabileceği ihtimalini güçlendiren unsurlardan biri olarak tartışılıyor. Bununla birlikte, kremasyonun yüksek ısıda kemik dokusunu dönüştürmesi, akrabalık bağlarını doğrudan doğrulamayı zorlaştırabiliyor.


Kremasyon analizi: Ateşin dili, kemiklerin rengi

Kremasyon kalıntılarında araştırmacıların baktığı göstergelerden biri kemiklerin renk değişimi. Raporda, kemiklerin çoğunun tam okside olmuş beyaz renkte olduğu; bunun da kremasyon sıcaklığının 600°C’nin üzerine çıktığına işaret ettiği aktarılıyor. Buna ek olarak bazı parçaların gri/mavi tonlarda görüldüğü; bu tonların çoğu zaman bedenin yakma düzeninde “kenarda” kalmış kısımlarına (örneğin alt uzuvlar veya kafatası fragmanları) işaret edebileceği belirtiliyor.

Bir diğer önemli gösterge çatlak tipleri. Rapor, kemiklerde görülen çatlakların çoğunun “U biçimli, yatay veya uzunlamasına” olduğunu; bunun da bedenlerin yakma sırasında henüz etli/fleshli olduğunu düşündürdüğünü ifade ediyor. Ancak daha küçük bir bölümde “dikey çatlaklar” da saptanmış; bu tür çatlakların, en azından bazı kemiklerin kuru ya da kısmen etten ayrışmış halde yakıldığı ihtimalini gündeme getirdiği not düşülüyor.

Bu iki durum yan yana geldiğinde kritik bir soru ortaya çıkıyor: Aynı urnaya konan kalıntılar gerçekten “aynı anda ölen” bireylerin mi, yoksa farklı zamanlarda ölen kişilerin daha sonra bir araya getirilmiş “seçilmiş/derlenmiş” kremasyon parçalarının mı? Araştırmacılar, kimi urnalarda birden fazla bireyin temsil edilmesini ve çatlak türlerindeki çeşitliliği, “kürasyon/derleme” olasılığı üzerinden tartışıyor.


“Kürasyon” ihtimali: Küller toplanıp bir araya mı getirildi?

Bronz Çağı ölüm ritüelleri, çoğu zaman günümüzün “tek cenaze—tek mezar” varsayımının dışına taşar. Raporda, farklı İskoçya örnekleriyle birlikte, kremasyon kalıntılarının bazen beklenen “tam beden ağırlığını” vermeyecek kadar az olabildiği; yani küllerin ve kemik parçalarının bir bölümünün seçilip bir araya getirildiği pratiklerin varlığı hatırlatılıyor. Twentyshilling örneğinde de bazı göstergeler, “her urnada tam bir birey var” gibi düz bir okumanın ötesine geçmeye çağırıyor.

Araştırmacılar, bu tür pratiklerde “bireyin” zamanla “kolektif/atalar” fikri içinde yeniden tanımlanabildiğini; kremasyonun, bedeni fiziksel bir varlıktan “kireçleşmiş beyaz kalıntı”ya dönüştürerek topluluğun hafızasında yeni bir statü kazandırabildiğini tartışıyor. Bu yorum, Twentyshilling’deki beş urnanın yalnızca bir kriz anının değil, aynı zamanda topluluk kimliğini pekiştiren bir ritüelin de parçası olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor.

Buna rağmen, araştırmacılar “tek seferlik defin” fikrinin güçlü olduğunu açıkça vurguluyor: Urnaların çukura sıkı şekilde yerleştirilmesi, yerleşim düzeninin bozulmamış görünmesi ve tarihlemenin aynı aralığa oturması, buranın uzun süreli eklemelerle büyüyen bir mezarlık alanı değil; planlanmış tek bir defin eylemi olabileceğini düşündürüyor.


Felaket senaryosu: Neden “aynı anda”?

Peki neden aynı anda? Bu sorunun kesin bir yanıtı yok; ancak sahadaki bağlam, araştırmacıları “olağandışı bir ölüm dalgası” olasılığı üzerinde durmaya itiyor. Kısa zaman içinde çok sayıda ölüm, kimi zaman kıtlık, salgın, şiddet olayı ya da kaza gibi bir “topluluk krizine” işaret edebilir. Bu olasılık, urnaların gömülme biçimindeki “acele” hissiyle de uyumlu olabilir.

Bununla birlikte rapor, kesin bir felaket tanımı yapmaktan kaçınıyor; daha ziyade gömü pratiklerinin bölgedeki diğer örneklerden nasıl ayrıştığını gösteriyor. Örneğin bazı Bronz Çağı höyüklerinde bedenlerin defin öncesi bir süre açıkta bırakıldığı, yani ölümle gömü arasında “uzatılmış” bir ritüel zamanının bulunduğu biliniyor. Twentyshilling’de ise kalıntıların görece hızlı biçimde işleme alındığına işaret eden unsurlar tartışılıyor.

Önemli bir nokta da şu: “Toplu gömü” her zaman “toplu ölüm” demek değildir. Eğer burada söz konusu olan şey kısmen “kürasyon” ise, aynı anda gömülen urnalar, farklı zamanlarda ölen kişilerin kalıntılarının daha sonra ritüel bir çerçevede bir araya getirilmesiyle de oluşmuş olabilir. Bu ihtimal, kemiklerin çatlak tipleri ve bazı urnalarda birden fazla bireyin temsil edilmesi gibi bulgular üzerinden tartışmaya açık bırakılıyor.


Seramikler ne söylüyor: Aynı elden çıkmış olabilir mi?

Urnaların biçimi “düz/yalın” ve Orta Bronz Çağı’na özgü düz ağızlı (flat-rimmed) kova biçimli bir geleneğe oturuyor. Bu tür kapların Bronz Çağı Britanyası’nda hem günlük kullanım hem de gömü bağlamlarında görülebildiği; ancak burada “beş adet urnanın tek çukura bu kadar yakın” gömülmesinin nadir olabileceği ifade ediliyor.

Raporda dikkat çeken yorumlardan biri de urnaların aynı çömlekçi tarafından yapılmış olabileceği ihtimali. Benzer boyut, benzer yapım tekniği ve ortak özellikler, bu fikri destekleyen göstergeler olarak ele alınıyor. Eğer gerçekten tek bir üretici söz konusuysa, bu hem topluluğun seramik üretim organizasyonuna hem de defin hazırlığının “planlı” yürütülmüş olabileceğine dair bir ipucu sayılabilir: Urnalar aynı anda hazırlanmış, yakılmış ve sonrasında aynı defin eyleminin parçası olarak aynı çukura yerleştirilmiş olabilir.


“DNA sorusu”: Neden kim olduklarını bilmek zor?

Modern arkeolojide akrabalık ilişkileri çoğu zaman antik DNA ile test edilebiliyor. Ancak kremasyon, kemik dokusunu yüksek sıcaklıkta ciddi biçimde dönüştürdüğü için, DNA’nın korunması çoğu senaryoda mümkün olmuyor. Twentyshilling örneğinde de araştırmacılar, kremasyon kemiklerinde DNA’nın korunmaması nedeniyle, “aynı aile mi, aynı grup mu?” sorusunun şimdilik doğrudan yanıtlanamadığını not ediyor.

Bu nedenle ekip, daha çok mezar düzeni, seramik tipolojisi, kremasyon izleri, tarihleme ve çevresel bağlam üzerinden ilerliyor. Yani bu haberin merkezindeki “gizem” bir anlamda bilimsel yöntemin doğasından da kaynaklanıyor: Veri, kesin hükümden çok olasılık aralığı üretiyor. Ve bu olasılık aralığı, yeni karşılaştırmalar ve yeni bulgularla zaman içinde daralabiliyor.


Yan bulgular: Geç Neolitik izler ve “aynı yere dönüş” fikri

Keşfi daha ilginç kılan unsurlardan biri, aynı güzergâh üzerinde, barrow’un kuzeyinde bulunan küçük bir çukur grubunun Geç Neolitik döneme tarihlenmesi. Rapor, bu Neolitik aktivitenin MÖ 2867–2504 aralığına oturduğunu belirtiyor. Böylece aynı peyzajın, birbirinden yüzyıllar hatta binyıllar sonra iki farklı dönemde tekrar tekrar kullanıldığı anlaşılıyor.

Bu “aynı yere dönüş” olgusu, tarihöncesi topluluklarda mekân hafızasının önemine işaret edebilir. Bazen kutsal kabul edilen bir nokta, bazen atalara dair bir anlatının merkezinde duran bir tepe, bazen de doğal sınırların belirlediği bir kavşak; yüzyıllar sonra bile tercih edilen ritüel alanı haline gelebilir. Twentyshilling’deki Neolitik izler ile Bronz Çağı barrow’unun aynı peyzaj içinde ortaya çıkması, bu tip uzun süreli “anıtsal peyzaj” sürekliliklerini tartışmaya açıyor.


Bölgesel tablo: Dumfries and Galloway’da görünmeyen tarih

Güneybatı İskoçya’nın bu kesimi, ülkenin bazı diğer bölgelerine kıyasla daha az çalışılmış ve daha az “gösterişli” anıtla biliniyor. Raporda özellikle, keşfin “öncesinde” yakın çevrede belirgin bir tarihöncesi aktivite kanıtının az olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle hem barrow’un hem de Neolitik çukurların bulunması, “boş” sandığımız peyzajların aslında araştırma yoğunluğuna bağlı olarak boş görünebildiğini hatırlatan bir örnek sunuyor.

Ayrıca rapor, bu bulguların yalnızca tek bir gömü hikâyesi anlatmadığını; aynı zamanda Bronz Çağı’nda burada daha yerleşik bir topluluğun varlığına ve İskoçya’nın diğer bölgeleriyle kültürel bağlara işaret edebileceğini söylüyor. Seramik geleneği, defin pratikleri ve anıt mezar tercihleri, toplulukların yalnızca “yerel” değil aynı zamanda daha geniş ağların parçası olduğunu gösterebiliyor.


Arkeoloji ile enerji projeleri arasındaki ince çizgi

Bu keşfin gündeme gelmesi, bir başka tartışmayı da yeniden hatırlattı: Büyük ölçekli yatırımların, doğru planlandığında, arkeolojik mirası “yok etmekten” çok “görünür kılma” fırsatı yaratabildiği gerçeği. Çünkü bu tür alanlar çoğu zaman uzak, tarımsal kullanım baskısı altında ya da sistematik araştırmadan geçmemiş yerler olabiliyor. Planlama süreçlerinde arkeolojik koşulların devreye girmesi ise hem riskleri azaltabiliyor hem de beklenmedik keşiflere kapı aralayabiliyor.

Twentyshilling örneğinde de arkeolojik çalışma, planlama koşulları kapsamında yürütülmüş; ardından bulgular erişilebilir bir rapor formatında yayımlanmış durumda. Bu sayede yalnızca uzmanlar değil, meraklı okurlar ve yerel topluluklar da keşfin ayrıntılarına ulaşabiliyor.


Bundan sonra ne olur: Soru işaretlerini büyüten keşif

Beş urnada sekiz birey… Bu, tek başına bile etkileyici bir sayı. Fakat keşfi “haber” yapan şey sayıdan çok, bu sayının arkasındaki hikâyenin belirsizliği:

  • Aynı anda mı öldüler, yoksa kalıntılar daha sonra mı bir araya getirildi?
  • Neden tek çukura bu kadar sık gömüldüler?
  • Urnaları kim yaptı; gerçekten tek bir üreticinin eli mi var?
  • Bölgedeki Neolitik izlerle Bronz Çağı barrow’u arasındaki mekânsal ilişki ne anlatıyor?

Bu soruların bir kısmı, yeni kazılarla değil, mevcut materyalin daha ayrıntılı laboratuvar analizleriyle yanıtlanabilir. Kremasyon kalıntılarında izotop analizleri (uygunsa), seramik hamur analizleri, peyzaj arkeolojisi ve yakın çevrede yürütülecek yüzey araştırmaları; Twentyshilling’in “tekil bir olay” mı, yoksa daha geniş bir ritüel ağın parçası mı olduğunu daha iyi gösterebilir. (Bu noktada henüz yayımlanmış veriler sınırlı olduğu için, öneriler olasılık düzeyindedir.)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

İlgili yazılar

Bubon bronzları iadesi: “Çıplak İmparator”, Demosthenes ve Düver levhaları Türkiye’ye dönüyor

Bu hafta uluslararası kültürel miras gündeminin en çarpıcı başlıklarından biri, Türkiye kökenli 43 arkeolojik eserin ABD’den Türkiye’ye iade...

Roma Metro C’de “müze istasyonları” dönemi: Kolezyum’un altında kuyular, hamam kalıntıları ve vitrinlere taşınan antik Roma

Bazı şehirlerde metro, yalnızca bir ulaşım hattıdır. Roma’da ise her yeni tünel, yeni bir sayfa açar; çünkü kazı...

Villa Poppaea’da yeni freskler: Tavuskuşunun “eşi” bulundu, villa 103 odaya çıktı

İtalya’nın güneyinde, Vezüv Yanardağı’nın MS 79’daki patlamasıyla küllerin altına gömülerek adeta zaman kapsülüne dönüşen yerleşimler, bugün hâlâ her...

Batı Anadolu’nun Tunç Çağı Haritası Yenilendi: 483 Yerleşim Tek Bir Dijital Atlas’ta Buluştu

Batı Anadolu’nun (yaklaşık MÖ 2000–1200) Tunç Çağı yerleşimlerine dair parçalı bilgiyi tek bir çatı altında toplayan yeni bir...