Kayseri ovasında, yazının ve ticaretin Anadolu’daki en erken tanıklarını saklayan Kültepe Kaniş/Karum yerleşiminde bu hafta açıklanan bir buluntu, “kazı sürprizi” denip geçilemeyecek kadar büyük bir hikâyeye işaret ediyor: Halihazırda bilinen saray yapılarının altında, daha da anıtsal ölçekte bir mimarinin izlerine ulaşıldı. Kazı ekibinin tespit ettiği yeni duvarların yer yer 4 metreye yaklaşan kalınlıklara sahip olması, burada yalnızca bir konut kompleksinden değil; kentin yönetim, inanç ya da depolama ağıyla bağlantılı yüksek ölçekli bir otoritenin maddi izlerinden söz ettiğimizi düşündürüyor.
Bu bulguyu “sarayın altında saray” diye özetleyen başlıklar, kulağa dramatik gelse de, arkeolojide katman mantığı tam olarak bunu anlatır: Aynı yer, yüzyıllar boyunca defalarca inşa edilir, yanar, yıkılır, yeniden kurulur. Kültepe’nin farkı, bu döngünün yalnızca duvarla değil; kil tabletler, mühürler, mektuplar ve sözleşmelerle—yani doğrudan insan sesiyle—kayıt altına alınmış olmasıdır. Kültepe’de ele geçen çivi yazılı belgeler, Anadolu’da yazılı tarihin başlangıcına açılan kapıdır; bu tabletler UNESCO’nun Dünya Belleği kütüğüne de kaydedilmiştir.
Şimdi, bu yeni “alt katman” sarayı, Kültepe’nin bilinen anlatısına yeni bir paragraf ekliyor: Asurlu tüccarların hareketli ticaret ağından önce de burada güçlü bir yönetim ve büyük ölçekli planlama vardı; dahası, bu yönetim muhtemelen yalnızca “şehir büyüdü” diye değil, bir bölgesel merkez olmanın gerektirdiği lojistik ve ideolojik ihtiyaçlarla hareket ediyordu.
Bu hafta ne bulundu?
Kazı ekibinin aktardığına göre Kültepe’de, Asurlu tüccarlar dönemine (yaklaşık 4 bin yıl önce) tarihlenen üç büyük yapı zaten uzun süredir “saray” olarak tanımlanıyordu. Bu yapılardan en büyüğünün Warşama Sarayı olduğu; ölçülerinin de yaklaşık 100’e 110 metre gibi çok büyük bir plana ulaştığı belirtiliyor. Aynı sahada uzun yıllardır Warşama Sarayı ölçülerine yakın başka bir saray üzerinde de çalışılıyor.
Ancak bu sezonun kritik noktası şu: Bu bilinen saray katmanlarının altında, daha da büyük ölçekli bir mimariye ait duvarlar ortaya çıktı. Ekibin vurguladığı iki ayrıntı özellikle dikkat çekici:
- Duvar kalınlığı: Yeni tespit edilen duvarların bazı kesimlerinde kalınlığın 4 metreye kadar ulaştığı ifade ediliyor.
- İşlev olasılıkları: Bu yeni yapıların “benzer şekilde ticaret nedeniyle büyümüş bir otoriteye” işaret ettiği; kullanımının ise idari veya dini olabileceği değerlendiriliyor. Şu an için yalnızca yapının “köşesi” yakalanmış durumda; kazı ilerledikçe planın büyüklüğü, odaların dağılımı ve kullanım izleri daha net okunabilecek.
Bu iki madde bile, Kültepe’deki yerleşim mantığının yalnızca “ticaret kolonisi” çerçevesinde ele alınamayacağını hatırlatıyor. Çünkü 4 metrelik duvar, basit bir evin değil; ya ağır yüklere, ya kalabalık insan hareketine, ya savunma/istikrar gereksinimine, ya da simgesel bir “görkem” hedefleyen kamusal mimarinin diline aittir.
“Saray” kelimesi neden bu kadar önemli?
Saray, arkeolojide çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kelimedir. Günümüzdeki “padişah sarayı” çağrışımı, her büyük taş duvarı otomatik olarak hükümdar ikametgâhına dönüştürebilir. Oysa erken dönem kentlerinde saray; yönetimin, verginin, depolamanın, ritüelin, diplomatik kabulün ve hatta ticari kontrolün kesiştiği bir kurumsal mekân olabilir.
Kültepe örneğinde bu daha da belirgin. Çünkü kazı ekibi, sarayın ticaretle ilişkisini anlatırken, yapının kimi zaman “kervansaray benzeri” bir işleve kavuştuğuna; gelen malların depolanabildiğine ve mekânın odalarının kiralanabildiğine dair bir çerçeve çiziyor. Bu, sarayın yalnızca “yönetici evi” değil, aynı zamanda bir ekonomik düğüm noktası olduğunu ima eder.
Bu bağlamda yeni bulunan alt katman yapı(lar)ı, iki ihtimali güçlendiriyor:
- Kültepe’de kurumsallaşma daha erken başladı. Asurlu tüccarların gelişiyle kent büyümüş olabilir; fakat onların gelişinden önce de, bu büyümeyi taşıyacak bir “altyapı” ve otorite mekanizması zaten bulunuyor olabilir.
- Ticaret, bir sonuç olduğu kadar bir araçtı. Yani ticaret yalnızca zenginleşmenin sonucu değil; aynı zamanda kenti bölgesel merkez yapan siyasi/idarî gücün sürdürülmesi için kullanılan bir araç olabilir.
Kültepe neresi, neden dünya çapında önemli?
Kültepe Kaniş/Karum, Kayseri kent merkezine yaklaşık 25 kilometre mesafede, binlerce yıl boyunca iskân görmüş bir höyük ve onun eteklerindeki ticaret mahallesi (karum) ile bilinir. Anadolu’nun “yazıyla tanışması” denince ilk akla gelen yerlerden biri olmasının nedeni, burada ele geçen çivi yazılı tabletlerin hem sayıca çokluğu hem de içerik çeşitliliğidir.
Bu belgeler çoğunlukla ticari ilişkilerle ilgili olsa da, gündelik hayata dair şaşırtıcı ayrıntılar da taşır: borç-alacak, ortaklık, taşıma, ücret, miras, evlilik, anlaşmazlık çözümü… Kısacası yalnızca “kralların tarihi” değil, sıradan insanların da tarihi yazılıdır.
Bu tabletlerin taşıdığı değer, uluslararası düzeyde de tescillenmiş durumda: Kültepe tabletleri, 2015 yılında UNESCO Dünya Belleği listesine kaydedilmiştir. Böyle bir kayıt, buluntuların yalnızca Türkiye arkeolojisi için değil, insanlık mirası açısından da “belgesel hafıza” niteliği taşıdığını vurgular.
Bu noktada “sarayın altında saray” haberi, tabletlerin anlattığı dünyaya yeni bir sahne ekliyor. Çünkü yazılı belgeler bir düzeni anlatır; arkeolojik mimari ise o düzenin mekânsal karşılığını verir. Eğer yeni yapı gerçekten idari/dini bir merkez ise, tabletlerde okuduğumuz ticari ağların “arkasındaki güç” daha somut biçimde gözlemlenebilir.
Yeni yapının tarihlemesi ne söylüyor?
Bu hafta paylaşılan ilk değerlendirmeler, yeni keşfin “tek bir tarihe çakılı” olmadığını, aksine Kültepe’nin katmanlı zaman çizelgesine oturduğunu gösteriyor. Kazı ekibinin söz ettiği çerçevede, tüccarların yoğun dönemine ait sarayların yanı sıra, onların gelişinden yaklaşık 500 yıl kadar önce güçlü bir otoriteyi işaret eden yapı katmanlarından da bahsediliyor; bu katmanların yaklaşık 4 bin 500 yıl öncesine tarihlenebileceği ifade ediliyor.
Şimdi bunun “altında” daha da büyük duvarların gelmesi, zaman çizgisini geri doğru itebilir ya da erken evredeki kurumsallaşmanın ölçeğini büyütebilir. Elbette arkeolojide ilk açıklamalar genellikle “ihtimal” diliyle yapılır; çünkü kesin tarihleme, stratigrafi okumaları, buluntu ilişkileri, gerekiyorsa bilimsel analizler ve yayımlanacak raporlarla netleşir. Ama şimdiden görülen şu: Kültepe’de anıtsal mimari, tek bir dönemin istisnası değil; uzun süreli bir geleneğin parçası.
4 metrelik duvar ne anlama gelir?
Duvar kalınlığı, bir yapının “ne kadar önemli” olduğunu tek başına kanıtlamaz; ancak güçlü bir ipucudur. 4 metre kalınlığa yaklaşan duvarlar, genellikle şu senaryolardan birini ya da birkaçını düşündürür:
- Yapısal yük ve katlı mimari: Üstte ağır bir yapı, yüksek duvar, teras ya da ikinci kat sistemi olabilir.
- Savunma veya sınırlandırma: Bu duvarlar bir sarayın dış çevre duvarı, bir teras duvarı ya da kontrollü geçiş sağlayan bir kompleksin sınır hattı olabilir.
- Depolama ve lojistik: Büyük miktarda ürünün saklandığı depo yapıları, güçlü duvarlar ve geniş mekânlar gerektirir.
- Simgesel güç: Anıtsallık, yalnızca işlev değil, “otoriteyi görünür kılma” arzusunun da ürünüdür.
Kazı ekibi, yeni yapıların “idari veya dini anlamda kullanılmış mekanlar” olabileceğini söylerken, aslında bu olasılıkların bir kısmını aynı potada eritiyor: İdari merkez, depolama ve kontrolü; dini merkez ise simgesel gücü ve ritüeli aynı anda taşır.
Kültepe gibi ticaretin yoğun olduğu bir merkezde, bu iki alanın birbirinden keskin çizgilerle ayrılması da gerekmeyebilir. Tarihin birçok döneminde ekonomi, siyaset ve inanç aynı mekânsal çekirdekte toplanmıştır: vergiler tapınak depolarında saklanmış, anlaşmalar kutsal yeminlerle güçlendirilmiş, ticaretin güvenliği dini/ideolojik meşruiyetle pekiştirilmiştir.
Warşama Sarayı ve “saraylar bölgesi”: Yeni keşif nereye oturuyor?
Kültepe’nin saray anlatısında Warşama Sarayı, “büyük ölçekte planlanmış yapı” örneklerinin başında geliyor. Bu haftaki açıklamalarda Warşama Sarayı’nın ölçüsünün 100’e 110 metre düzeyinde olduğu ve bunun eski çağlarda Anadolu’nun en büyük yapılarından biri sayılabileceği vurgulanıyor.
Yeni bulunan alt katman yapının henüz yalnızca köşesi yakalanmış olsa da, duvar kalınlığı ve “üsttekinden daha büyük” olması, şu soruları gündeme taşıyor:
- Warşama Sarayı bir “zirve” miydi, yoksa daha eski bir zirvenin üzerine mi oturuyordu?
- Saray alanının planı, yüzyıllar boyunca aynı eksenleri mi izledi?
- “Saray” diye adlandırdığımız yapılar birbirinin devamı mı, yoksa farklı dönemlerin farklı kurumsal ihtiyaçlarına göre şekillenen ayrı kompleksler mi?
Bu soruların yanıtı, yalnızca Kültepe için değil, Anadolu’da erken kentleşmenin nasıl işlediği için de değerli. Çünkü Kültepe, “Anadolu’nun iç kesimlerinde bir merkez nasıl büyür, nasıl yönetilir, nasıl ağ kurar?” sorusuna hem mimari hem yazılı kanıt sunabilen ender alanlardan biridir.
Yazı, ticaret ve mekân: Kültepe’nin “canlı arşivi”
Kültepe tabletleri, çoğu zaman “ticaret belgeleri” diye özetlenir; ama bu özet, gerçeğin yalnızca küçük bir parçasıdır. Çünkü ticaret belgeleri aslında bir toplumun:
- hukuk sistemini,
- aile ilişkilerini,
- risk yönetimini,
- ödeme ve borçlanma kültürünü,
- şehirler arası bağlantılarını,
- hatta duygu dilini
yansıtır. Bir mektupta sitem, bir sözleşmede teminat, bir hesap kaydında kriz izleri görülebilir. Bu yönüyle Kültepe, arkeolojinin “sessiz taşları” ile tarihin “konuşan metinlerini” aynı yerde birleştirir.
Yeni saray buluntusu da bu birleşimi güçlendiriyor. Çünkü tabletlerde okuduğumuz “depolama”, “odaların kullanımı”, “sarayın ticarete dahil olması” gibi ifadeler, artık daha erken bir evrede de benzer bir kurumsal yapının var olabileceğini düşündürüyor.
Keşif, Kayseri ve bölge turizmi için ne ifade ediyor?
Büyük arkeolojik haberler genellikle iki düzlemde etkili olur:
- Bilimsel etki: Yeni sorular, yeni projeler, yeni yayınlar, daha fazla disiplinlerarası çalışma.
- Toplumsal etki: Ziyaretçi ilgisi, müzecilik, yerel ekonomi, kültürel kimlik.
Kültepe’deki yeni keşif, özellikle ikinci başlıkta da yankı bulabilir. Çünkü Kültepe, zaten “yazının başlangıcı” gibi güçlü bir anlatı taşıyor; “sarayın altında saray” gibi bir gelişme ise ziyaretçiye hem merak hem de dramatik bir zaman yolculuğu vadediyor. Fakat burada kritik bir hassasiyet var: Arkeoloji, yalnızca “daha büyük, daha eski” yarışına indirgenirse, buluntunun gerçek değeri gölgede kalır.
Bu nedenle yerinde sergileme, koruma, ziyaretçi rotası, bilgilendirme panoları ve dijital anlatı gibi unsurlar, keşfin “popülerleşirken basitleşmemesini” sağlamak için belirleyici olacaktır. Kültepe tabletlerinin UNESCO Dünya Belleği’ne kayıtlı oluşu da, bu alanın uluslararası standartlarda korunması gerektiğini zaten hatırlatıyor.
Arkeolojik süreç: “Bulduk” demek, “anladık” demek değildir
Bu tür haberlerde kamuoyunun en sık sorduğu soru şudur: “Tam olarak ne bulundu?”
Arkeolojinin daha doğru sorusu ise şudur: “Bulduğumuz şeyi nasıl anlayacağız?”
Yeni saray katmanında, ilk aşamada yapılması beklenenler genellikle şunlardır:
- Stratigrafik netlik: Duvarın hangi dolgu/zeminle ilişkili olduğu, hangi katmanı kestiği, hangi katman tarafından kesildiği.
- Plan okuması: Duvarın devamı, köşelerin yönü, olası kapı açıklıkları, avlu/oda düzeni.
- Buluntu ilişkileri: Duvarla ilişkili seramik, mühür, küçük buluntu, yanık izleri, taban seviyeleri.
- Koruma kararları: Duvar kalınlığı büyük olsa bile, malzeme ve bağlayıcı zayıfsa hızlı bozulma görülebilir; geçici koruma ve uzun vadeli konservasyon planı gerekir.
Kazı ekibi, şu an için yapının yalnızca küçük bir bölümünün görülebildiğini ve daha fazla bilgi için önümüzdeki dönem kazılarına ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Bu, bilimsel olarak en doğru yaklaşım: heyecanı korurken kesin hüküm vermemek.
“İdari mi, dini mi?” İkilemi neden zor?
Kazı başkanının işaret ettiği “idari veya dini” kullanım ihtimali, arkeolojide sıkça görülen bir ayrımdır. Ancak erken dönem toplumlarında bu iki alanın birbirine geçmesi çok yaygındır. Bir binanın:
- içinde mühür baskıları bulunursa “idari” yorum güçlenir,
- adak çukurları/özel sunu kalıntıları bulunursa “dini” yorum güçlenir,
- büyük depolama küpleri, tahıl kalıntıları çıkarsa “lojistik” yorum güçlenir.
Fakat bazen hepsi aynı yapıda çıkar. O yüzden yeni Kültepe yapısının işlevini belirleyecek şey, tek bir “ikonik” buluntu değil; duvarın devamında açığa çıkacak plan, taban izleri ve birlikte gelen malzeme kültürüdür.
Bu noktada duvar kalınlığı bize yalnızca şunu söyleyebilir: Burada “küçük ölçekli bir gündelik yaşam birimi” değil, “kurumsal ölçekli bir düzen” var.
Kültepe’nin daha büyük resmi: Anadolu’da kentleşme ve ağ kurma
Kültepe’yi bir “tablet alanı” olarak okumak kolaydır; fakat onu gerçekten ilginç yapan şey, Anadolu’nun iç kesimlerinde bir yerleşimin:
- uzak bölgelerle nasıl bağlantı kurduğunu,
- güvenlik ve kontrol mekanizmalarını nasıl inşa ettiğini,
- ekonomiyi nasıl örgütlediğini,
- otoriteyi nasıl görünür kıldığını
somut biçimde göstermesidir.
Yeni saray keşfi, bu büyük resimde “oturmuş bir merkez” fikrini destekler. Çünkü ticaret ağları, genellikle bir “çekim merkezi” olmadan bu kadar düzenli işleyemez. Tabletler, ağın işlediğini; anıtsal mimari ise ağın yönetildiğini gösterir.
Yeni saray, eski bir gücün gün yüzüne çıkışı
Bu haftaki Kültepe gelişmesi, tek başına bir duvar kalınlığı haberi değil; Anadolu’nun erken dönem örgütlenmesine dair yeni bir pencere. Bilinen sarayların altında daha büyük bir anıtsal yapının izlerini görmek, “Kültepe’nin altındaki Kültepe’yi” yani henüz tam okunmamış eski bir dönemi gündeme getiriyor. 4 metreye varan duvarlar, bu eski dönemin sıradan bir evre değil, güçlü bir planlama ve otorite evresi olabileceğini düşündürüyor.
Bundan sonraki adım, keşfin heyecanını büyütmek değil; onu sabırla anlamlandırmak: duvarın devamını görmek, planı çözmek, tarihlemesini sağlamlaştırmak ve Kültepe’nin yazılı arşiviyle ilişkilendirerek yeni bir anlatı kurmak. Çünkü Kültepe’nin gerçek mucizesi, geçmişin yalnızca “taş” değil; aynı zamanda “söz” olarak da bugüne ulaşmış olmasıdır.

