Türkiye arkeolojisinde bu haftanın (8–15 Aralık) en dikkat çeken haberlerinden biri İzmir’den geldi. Torbalı’daki Metropolis Antik Kenti kazılarında, Helenistik Dönem’e tarihlendirilen mermer bir tanrıça heykel başı bulundu. Uzmanlar, başın mitolojide ocak ve aileyi simgeleyen Hestia ile ilişkili olabileceğini; bunun ise Metropolis’in Helenistik heykel üretimi ve kamusal mekânları hakkında yeni sorulara kapı araladığını vurguluyor. Haber, Anadolu Ajansı’nın 11 Aralık 2025 tarihli (12 Aralık güncellemeli) duyurusuyla kamuoyuna yansıdı.
Bu dosya haberde, “bir eser bulundu” cümlesinin ötesine geçip şu soruların izini sürüyoruz: Nerede bulundu? Neden bu kadar önemli? Heykelin Hestia olma ihtimali neye dayanıyor? Parçalı heykel üretimi nasıl bir teknik? Gözlerdeki ‘oyuk’ detayı ne anlatıyor? Ve belki de en önemlisi: Metropolis’in “Ana Tanrıça Kenti” olarak anılmasıyla, yeni bulunan tanrıça başı arasındaki bağlar nereye uzanabilir?
Keşfin kısa özeti: “ticaret yapısı” içinde, anıtsal ölçekte bir baş
Resmî açıklamaya göre heykel başı, Metropolis’te bu yıl yürütülen kazılarda ticaret yapısı olarak tanımlanan bir alanda ortaya çıkarıldı. Kazı ekibinin paylaştığı ilk değerlendirmeler, eserin ölçüsünün “günlük ölçekte” bir heykelden daha büyük olabileceğine işaret ediyor: Heykel başı, boyutu itibarıyla anıtsal bir heykele ait olabilir.
Bu bilgi önemli; çünkü arkeolojide ölçü, çoğu zaman işlevi ve bağlamı düşündürür. Küçük bir figürin ile anıtsal bir heykel aynı toplumsal ihtiyaca hizmet etmez. Anıtsal heykeller; kentin meclis binası, agora, kutsal alan, anıtsal çeşme gibi kamusal alanlarında, yani “görünürlük” ve “temsiliyet”in yüksek olduğu yerlerde karşımıza çıkar. Metropolis’te bulunan başın da ticaret yapısı olarak tanımlanan bir bölgede ele geçmesi, heykelin hangi kamusal senaryonun parçası olduğunu tartışmaya açıyor.
Metropolis’te kazılar nasıl yürüyor: 1989’dan bugüne, “Geleceğe Miras” desteğiyle
Metropolis kazıları 1989’da başladı ve 2007’den bu yana Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. Serdar Aybek başkanlığında sürdürülüyor. 2025 sezonundaki çalışmaların ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Geleceğe Miras” projesi kapsamında, Sabancı Vakfı desteğiyle devam ettiği belirtiliyor.
Bu çerçeve, buluntunun “tekil” bir şans eseri olmadığını; uzun soluklu bilimsel programın bir çıktısı olduğunu gösteriyor. Metropolis gibi çok katmanlı antik kentlerde her sezon, aynı anda birkaç farklı hedefe çalışır: bir yandan yeni alanlar açılırken, bir yandan daha önce ortaya çıkarılmış mimari kalıntılar için restorasyon, konservasyon ve çevre düzenleme gibi süreçler paralel ilerler. Kazı başkanlığının açıklamaları da Metropolis’te kazı ile koruma süreçlerinin eş zamanlı yürütüldüğünü teyit ediyor.
Helenistik tarihleme hangi ipuçlarına dayanıyor: saç işçiligi, portre dili ve “iki parçalı” üretim
Kazı Başkanı Prof. Dr. Serdar Aybek’in değerlendirmesinde üç teknik işaret öne çıkıyor:
- Saç detayları ve portre özellikleri
- Heykel başının iki ayrı parçanın kusursuz biçimde birleştirilmesiyle yapılmış olması
- Gözlerde görülen, sonradan taş kakma gibi uygulamalara izin veren oyuk/çukur düzeni
Özellikle “iki parçalı üretim” (başın iki ayrı bölüm halinde yontulup birleştirilmesi), antik heykeltıraşlığın incelikli bir tekniğine işaret ediyor. Bu teknik; hem atölye pratiği hem de malzeme yönetimi açısından, heykelin “yüksek nitelikli” bir üretim olabileceğini düşündürür. Haberde, birleşimin “kusursuz” oluşu, heykeltıraşın ustalığını vurgulayan bir kriter olarak anlatılıyor.
Aybek’in değerlendirmesine göre bu teknik ve üslup verileri, eserin Helenistik Dönem’e işaret ettiğini gösteriyor.
Gözlerdeki “oyuk” detayı: heykelin ilk günkü etkisini geri çağıran iz
Bu keşfin en ilgi çekici ayrıntılarından biri, temizlik ve ilk konservasyon işlemlerinden sonra heykelin göz bölgesinde fark edilen teknik iz. Açıklamada, gözbebeği bölümünde “göz için bir çukur” oluşturulduğu ve bunun muhtemelen sonradan yerleştirilecek renkli taş kakmalar için hazırlanmış olabileceği anlatılıyor. Bu yorumun, Yunanistan’daki benzer örneklerle karşılaştırma üzerinden yapıldığı belirtiliyor.
Bu tür kakmalar (özellikle gözlerde) antik heykelin “canlı” etkisini büyütür. Bugün müzelerde gördüğümüz beyaz mermer heykellerin çoğu, antik çağda tek renkli değildi; boya, metal eklenti ya da taş kakma gibi unsurlarla zenginleştirilebiliyordu. Metropolis’teki başın gözündeki oyuk, tam da bu kayıp “tamamlayıcı malzeme” katmanına işaret eden güçlü bir iz.
Burada önemli bir ayrım var: Buluntuda şu an “kakmalar bulundu” denmiyor; yalnızca heykelin göz tasarımının, kakma taşlar için uygun bir altyapı taşıdığı anlatılıyor. Bu temkinli dil, arkeolojik yorumun en sağlıklı hali.
Hestia ihtimali nereden geliyor: “Sembol yok, ama bir eşleşme arayışı var”
Haberin kamuoyunda en çok yankı uyandıran kısmı, heykelin kime ait olabileceği. Metropolis’te bulunan başın üzerinde “kesin kimlik” veren bir sembol olmadığı; ancak ölçü ve stil açısından kentte daha önce bulunan bir gövdeyle eşleşme ihtimali olduğu ifade ediliyor. Haberlere göre, Metropolis’te daha önce meclis binası (bouleuterion) içinde Hestia’ya ait olduğu düşünülen bir gövde bulunmuştu; yeni bulunan başın bu gövdeyle uyum sağlaması halinde, heykelin Hestia olabileceği değerlendiriliyor.
Bu, arkeolojide sık görülen bir “parça birleştirme” problemidir: Bir antik kentin toprağı, heykeli çoğu zaman bütün halde teslim etmez. Parçalar farklı dönemlerde devşirilmiş, taşınmış, yıkıntı içinde yer değiştirmiş olabilir. Bu yüzden “uyum” aramak; yani ölçü, mermer türü, yontu dili ve birleşim yüzeylerini karşılaştırmak, kimliklendirmede kritik bir adımdır.
Buluntu nereye ait olabilir: ticaret yapısı, devşirme malzeme ve kent içi dolaşım
Haberde heykel başının “ticaret yapısı” olarak tanımlanan bir alanda bulunduğu bilgisi var. Bu tür alanlar, özellikle Roma Dönemi’nde yeniden inşa süreçleriyle birlikte, daha eski dönemlere ait heykel parçalarının devşirme olarak kullanıldığı yerlere dönüşebiliyor. Nitekim haber metinlerinde de kazı alanının Roma Dönemi yapısı olduğu, fakat içinde Helenistik döneme ait malzemelerin bulunduğu ifade ediliyor.
Bu ihtimal iki farklı senaryoyu gündeme getirir:
- Heykel başlangıçta Helenistik dönemde kamusal bir yerdeydi; daha sonra kentteki dönüşümlerle taşındı, kırıldı ve Roma döneminde farklı bir yapının dolgusunda kaldı.
- Heykel, kentteki bir kamusal alandan sistematik olarak sökülüp başka bir alana taşındı; bu taşıma sürecinde kırılıp parçalandı.
Her iki senaryo da mümkün; hangisinin doğruya daha yakın olduğunu, kazı raporları ve stratigrafi (katman) verisi daha net gösterecek.
Metropolis neden önemli: “Ana Tanrıça Kenti” kimliği ve heykel geleneği
Metropolis, kaynaklarda “Ana Tanrıça Kenti” olarak anılan ve çok katmanlı yerleşim izleri taşıyan bir antik kent olarak tanıtılıyor; ilk yerleşim izlerinin Neolitik Çağ’a uzandığı bilgisi de resmî açıklamada yer alıyor.
Bu tür bir çok katmanlılık, heykel üretimini ve kullanımını da etkiler. Çünkü heykeller yalnızca “sanat” değil; aynı zamanda kent kimliği, inanç pratikleri, siyasi temsil ve kamusal düzenin parçasıdır. Metropolis’te ortaya çıkarılan yeni baş, bu açıdan iki farklı düzeyde değer taşıyor:
- Teknik değer: Helenistik dönemde yerel atölye pratiği, birleşim teknikleri, kakma göz tasarımı gibi somut üretim ipuçları veriyor.
- Kent tarihi değeri: Heykelin olası kimliği (Hestia) ve olası konumu (meclis binasıyla ilişki), kentin kamusal yaşamını yeniden düşünmeye zorluyor.
Restorasyon süreci: “temizlik” yalnızca estetik değil, veri üretir
Heykel başı bulunduğu anda haberleşen şey “buluntu” olur; ama arkeoloji açısından asıl veri çoğu zaman konservasyon masasında netleşir. Çünkü toprak altında uzun süre kalmış taş yüzeylerde kireç tabakaları, biyolojik birikimler veya mikro çatlaklar olabilir. Bu birikimler temizlendikçe heykelin:
- yüzey işçiliği
- yontu izleri
- birleşim noktaları
- göz gibi kritik ayrıntılar
daha görünür hale gelir. Metropolis buluntusunda da “temizlik sonrası gözde oyuk görüldü” vurgusu, konservasyonun yorum üretmedeki rolünü gösteriyor.
Ayrıca haberde, heykelin temizliğinin restoratör tarafından titizlikle yürütüldüğü bilgisi de yer alıyor. Bu, özellikle yüzeydeki izlerin “yanlış temizlikle” kaybedilmemesi açısından kritik bir güvence.
Hestia neden meclis binasıyla ilişkilendirilebilir: ocak, birlik ve kamusal düzen
Hestia, Yunan dünyasında “ocak” kavramıyla ilişkilidir: ev içinin ocağı kadar, kentin ortak ocağı ve birlik fikriyle de bağ kurar. Bu nedenle Hestia kültü ve temsilleri, bazı kentlerde kamusal yapılarla ilişkilendirilebilir. Metropolis örneğinde de Hestia ihtimali, doğrudan “meclis binasında daha önce bulunan gövde” üzerinden tartışmaya açılıyor.
Bu ilişki doğrulanırsa (yani baş ve gövde eşleşirse), Metropolis’te kent yönetimi ve kamusal temsil açısından güçlü bir sembolik okuma yapılabilir: Meclis binasında Hestia’nın anıtsal bir heykeli, kentin “ortak düzen” fikrini görünür kılan bir odak noktası olarak yorumlanabilir. Elbette bu, “eşleşme” kanıtına ve heykelin kesin bağlamına bağlı.
“2.200 yıl” ne demek: kentte Helenistik dönemin “sanat dili” hakkında yeni bir pencere
Haber metinlerinde heykel başının yaşı yaklaşık 2.200 yıl olarak ifade ediliyor. Bu tür yaş ifadeleri, genellikle Helenistik dönem için genel bir zaman aralığı verir; kimi zaman MÖ 2. yüzyıl gibi daha dar bir çerçeve de ek kaynaklarda tartışılabilir. Ancak resmî açıklamanın odağı, “hangi yıl”dan çok “hangi dönem ve hangi teknik” sorusu: Eserin Helenistik döneme işaret ettiği; bunun da Metropolis’in heykel üretimi ve estetik dili için önemli veri sunduğu vurgulanıyor.
Bu tür bir buluntu, iki açıdan bilimsel literatüre katkı yapar:
- Atölye ve üretim soruları: Metropolis’te heykeller yerinde mi üretildi, yoksa başka merkezlerden mi getirildi? Birleşim teknikleri ve mermer özellikleri bu soruya yaklaşmada rol oynar.
- Kamusal program soruları: Heykeller kentin hangi döneminde, hangi yapı programının parçasıydı? Ticaret yapısı, agora olasılığı ve meclis binasıyla ilişki bu soruyu büyütür.
Bu hafta neden gündem oldu: AA’nın 11 Aralık duyurusu ve uluslararası yansıma
Keşif, Türkiye’de 11 Aralık 2025’te yayımlanan haberlerle gündeme girdi; AA metni 12 Aralık güncellemesiyle dolaşımını sürdürdü. Aynı haber, İngilizce yayınlarda da “Metropolis’te Hellenistik tanrıça başı bulundu” başlığıyla yer bularak uluslararası okura taşındı.
Arkeoloji haberlerinin bu şekilde yayılması, iki sonuç doğurur: Bir yandan kamu ilgisi artar; öte yandan kazı ekibinin “veri doğruluğu” ve “koruma” dengesini titizlikle gözetmesi gerekir. Bu nedenle resmî açıklamanın dili, dikkat çekici biçimde temkinli: “Hestia olabilir”, “anıtsal olabilir”, “benzer örnekler bunu düşündürüyor” gibi ifadeler, bilimin doğru refleksini yansıtıyor.
Keşfin kültürel miras açısından anlamı: sergileme, koruma ve anlatı
Heykel başı gibi nitelikli mermer buluntular, bulunduğu anda iki ayrı hayat yaşamaya başlar:
- Bilimsel hayat: belgeleme, ölçüm, 3B tarama, konservasyon, malzeme analizi, yayın
- Kamusal hayat: sergileme, ziyaretçi anlatısı, eğitim ve kültürel turizm
Metropolis kazılarının “Geleceğe Miras” çerçevesinde yürüdüğü vurgusu, ikinci hayatın da planlı olduğunu düşündürüyor. Ancak sergileme konusunda bugünden kesin bir tarih vermek mümkün değil; bu tip eserlerde, konservasyonun tamamlanması ve bilimsel raporlamanın olgunlaşması genellikle ön koşul.
Sonuç: Metropolis tanrıça başı keşfi, bir “parça”yla başlayan büyük soruları büyütüyor
Metropolis’te bulunan Helenistik dönem mermer tanrıça başı, bu haftanın Türkiye arkeoloji gündeminde öne çıkmayı hak ediyor; çünkü buluntu yalnızca estetik bir “güzel eser” değil, aynı zamanda somut bilimsel veri: Saç işçiliği, iki parçalı birleşim tekniği ve gözdeki oyuk, Metropolis’te Helenistik dönemde heykelin nasıl üretildiğine dair güçlü ipuçları sunuyor.
Öte yandan “Hestia olabilir” ihtimali, kentin kamusal mekânlarında heykelin rolünü yeniden düşündürüyor: Eğer baş, daha önce bulunan gövdeyle gerçekten eşleşirse, Metropolis’in meclis yapısı ve kent kimliği açısından son derece simgesel bir tamamlanma hikâyesi ortaya çıkabilir.
Şimdilik elimizdeki en doğru cümle şu: Metropolis tanrıça başı keşfi, hem teknik hem de kent tarihi açısından yeni araştırma soruları üreten, “büyük” bir buluntu. Ve bu soruların yanıtı, önümüzdeki dönemlerde yayınlanacak ayrıntılı kazı raporlarıyla netleşecek.

