Perşembe, Ocak 15, 2026

Grenoble gibet keşfi: Fransa’da 16. yüzyılın “sekiz sütunlu” darağacı ve infaz çukurları bu hafta doğrulandı

Tarih:

Yazıyı paylaş:

Grenoble’in kuzey girişinde, Porte de France’ın hemen yakınındaki geniş Esplanade alanı yıllardır kentliler için bir buluşma noktasıydı: panayırlar, şenlikler, yürüyüşler… Ancak bu hafta yayımlanan bir duyuru, o açık alanın hafızasına çok daha karanlık bir katman ekledi. Fransa Ulusal Önleyici Arkeolojik Araştırmalar Enstitüsü Inrap (Institut national de recherches archéologiques préventives), Esplanade’de 2024’te yürüttüğü kurtarma/önleyici kazının en “anlaşılmaz” kalıntılarından birini nihayet tanımladı: Buluntu, 16. yüzyılda idam edilenlerin cesetlerinin şehir dışında teşhir edildiği bir gibet (darağacı/infaz teşhir yapısı) ve çevresindeki gömü çukurlarıydı.

Bu gelişme, yalnızca “tarihi bir yapı bulundu” haberinin ötesinde: Arkeolojinin, arşiv belgeleriyle birleştiğinde bir şehrin adalet rejimini, siyasi çatışmalarını ve toplumsal dışlama mekanizmalarını nasıl somutlaştırabildiğine dair neredeyse ders niteliğinde bir örnek. Çünkü ekip, önce sıradan bir taş örgü yapı ve “uyumsuz” gömüler olarak görünen izleri; sonra 1540’lar inşaat hesapları ve bir marangozluk planıyla eşleştirerek, Grenoble’in kamu infaz topografyasını harita üzerinde yeniden kurdu.

Aşağıdaki uzun haber dosyasında, bu hafta duyurulan Grenoble gibet keşfinin ayrıntılarını; yapının mimarisinden mezar çukurlarındaki iskeletlerin durumuna, arşivlerde adı geçen mahkûmlardan “male mort” (utanç verici ölüm) kavramına kadar, sahadan çıkan verilerle anlatıyoruz.


Kazı neden yapıldı: “önleyici arkeoloji” ve Esplanade’nin yeniden düzenlenmesi

Inrap’ın açıklamasına göre kazı, Esplanade’nin yeniden düzenlenmesi projesi öncesinde, devletin kültür mirası birimlerinin (DRAC Auvergne–Rhône-Alpes) yönlendirmesiyle 2024’te gerçekleştirildi. Bu tür çalışmalar, Fransa’daki “archéologie préventive” sisteminin bir parçası: Bir inşaat ya da büyük kentsel dönüşüm başlamadan önce, toprak altında kalabilecek arkeolojik mirasın tespit edilmesi ve belgelenmesi amaçlanır. Grenoble örneğinde de, bugünkü kent hayatının tam göbeğindeki bir kamusal alanın altında, yüzyıllara yayılan bir kullanım tarihi olduğu anlaşıldı.

Esplanade’nin coğrafyası keşfin anlaşılmasında önemli. Inrap, alanın Isère ve Drac nehirlerinin şekillendirdiği ovada, sulara karşı “adım adım kazanılmış” bir yer olduğunu; 17. yüzyıl başına kadar bataklık karakterini koruduğunu ve uzun süre kum/odun gibi kaynaklar için işletildiğini belirtiyor. Dolayısıyla burası, hem taşkın riski taşıyan hem de yüzyıllar boyunca farklı işlevlere uyarlanmış bir kıyı bandı. Kazı, alüvyon tabakaları ve dolgu katmanlarının ardışıklığı üzerinden, zeminin kademeli olarak kurutulduğunu ve 19. yüzyıl başına dek düzenli taşkınlarla mücadele edildiğini gösteriyor.

Bu doğal/jeomorfolojik arka plan, gibet gibi “şehir dışı” işlevlerin neden burada konumlandığını da açıklıyor: Hem şehrin yerleşik çekirdeğinin dışında kalıyor, hem de ana girişe yakın bir görünürlük sağlayabiliyordu. Erken modern Avrupa’da infaz yerlerinin “görünür” olması bir tesadüf değildi; devlet otoritesinin ve caydırıcılığın mekâna kazınmış haliydi.


İlk ipucu: “Dört köşeli bir yapı” ve yanında sıra dışı gömüler

Kazı ekibinin karşılaştığı ilk bulgular, başlı başına bir bilmeceydi. Inrap’ın sahaya ilişkin anlatımına göre kazı alanının sınırında, dört köşeli (quadrangulaire) taş örgü bir yapı belirdi. Bu yapının içinde ve kuzey duvarının ötesinde ise toplam 10 gömü çukuru kazıldı; bunların bir kısmı 16. yüzyıla tarihleniyordu. Bazı çukurlarda tek birey vardı; ancak çoğu çukur, 2 ila 8 bireyi bir arada içeriyordu ve toplamda en az 32 birey söz konusuydu.

İskeletlerin yerleşimi de alışıldık değildi: Çoğunlukla doğrudan temas halinde, “baş–ayak” (tête-bêche) düzeninde, sırtüstü ya da yüzüstü; baskın bir yönelime sahip olmadan yatırılmışlardı. Bu düzensizlik, bir mezarlık geleneğindeki ritüel düzeni değil; aceleci, pragmatik ve muhtemelen “sosyal olarak dışlayıcı” bir gömme biçimini çağrıştırıyordu. Inrap, bu sıra dışı tablo nedeniyle araştırmacıların başta çok sayıda olasılık düşündüğünü açıkça yazıyor: ermitaj (inziva yeri), maladrerie (cüzzamlılar kurumu), Katolik şapel mezarlığı, Protestan yapı, asker gömüleri ya da mahkûm gömüleri…

Yani arkeoloji, ilk anda “şiddet”i değil; önce belirsizliği gördü. Bazen en güçlü sonuçlar, bu tür belirsiz başlangıçların sabırla çözülmesinden doğuyor.


Dönüm noktası: İnşaat hesapları ve 1546 tarihli ahşap plan

Keşfi asıl “haber” yapan, bu belirsizliğin nasıl aşıldığı. Inrap, dört köşeli taş örgü kalıntının ölçülerinin, arşivde bulunan bir ahşap karkas (charpente) planı ve inşaat hesaplarıyla birebir örtüştüğünü belirtiyor. Böylece yapı, Grenoble’in “Port de la Roche” olarak anılan gibeti olarak tanımlandı.

Inrap’ın metninde özellikle vurgulanan şey şu: Bu tür bir yapı, historiografide (yerel tarih yazımında) açık referansları olmayan, yani sahada “adı unutulmuş” bir adalet mekânıydı. Arşiv belgeleri olmadan yalnızca taş temele bakarak kesin sonuca varmak zordu. Ancak belgeler geldiğinde, kazıdaki taş izler bir anda “mimari”ye dönüştü: 1544–1547 arasındaki inşa süreci adım adım izlenebildi ve gibetin planı yeniden kurulabildi.

Bu yöntem, arkeolojinin en etkili kesişim alanlarından birini gösteriyor: “toprakta iz” + “kâğıtta kayıt”. Biri tek başına eksik kalabilir; birlikteyse, şehrin kayıp bir mekânını neredeyse milimetrik doğrulukla geri getirir.


“Sekiz sütunlu adalet”: Yapının mimarisi ve hiyerarşideki anlamı

Inrap’ın aktardığına göre gibet, 8,2 metre kenar uzunluğuna sahip taş bir temel (fondation maçonnée) üzerinde yükseliyordu. Temelin üstünde sekiz taş sütun/pilon vardı; bunlar başlıklarla (chapiteaux) sonlanıyor ve yaklaşık 5 metre yükseklikteki ahşap kiriş/çatı sistemini taşıyordu. Yapı ayrıca taşkınlardan korunmak için alüvyal terasın üzerinde hafif bir yükseltiye oturtulmuştu; doğu tarafında ise bir drenaj hendeği yer alıyor, muhtemelen hem su yönetimi hem de alanın sınırını belirleme işlevi görüyordu.

Buraya kadar anlatılanlar, teknik bir mimari tarif gibi görünebilir. Ama Inrap’ın “sekiz sütun” vurgusu, keşfin tarihsel anlamını büyütüyor. Kurumun açıklamasına göre sütun sayısı, Fransa Krallığı’ndaki yargı hiyerarşisiyle ilişkilendiriliyordu: soylu/seigneury düzeyindeki yerel adaletlerde 2 ile 6 sütun; Paris’teki ünlü kraliyet gibeti Montfaucon’da ise 16 sütun gibi daha yüksek ölçekler söz konusuydu. Grenoble’deki sekiz sütun, yapının “sıradan” bir yerel infaz düzeneği olmadığını; daha yüksek bir yargısal otoritenin görünürlüğünü temsil ettiğini düşündürüyor.

Bu nokta, adaletin yalnızca mahkeme salonunda değil; taşın, ahşabın ve geometrinin diliyle de kurulabildiğini gösteriyor. Bir sütun sayısı bile, “kimin yargılama yetkisi var?” sorusuna mekânsal bir cevap.


İnfaz nerede yapılıyordu, teşhir nerede: şehir meydanı ve şehir dışı “uyarı duvarı”

Inrap’a göre Grenoble’de mahkûmlar şehir içinde, kamusal bir meydanda (place aux herbes) idam ediliyor; ardından cesetler şehir dışında, Esplanade’deki gibet üzerinde “az ya da çok uzun süre” teşhir ediliyordu. Bu ayrıntı, erken modern dönemde cezanın iki aşamalı olduğunu hatırlatıyor: öldürme eylemi kadar, cesedin görünürlüğü ve toplumun “seyirci” kılınması da cezalandırmanın parçasıydı.

Live Science’ın bu hafta yayımladığı özet de aynı çerçeveyi çiziyor: yapı, yalnızca asma/infaz için değil, “gösterme” (display) amacıyla da işlev görüyordu; bu da gibetin caydırıcılık ve sosyal damgalama kapasitesini artırıyordu.

Bir şehir düşünün: meydanda infaz, giriş kapısında teşhir. Kamusal düzen, adeta iki ayrı sahnede oynatılıyor. Arkeoloji de bu sahnelerin “kulisi”ni, yani yerin altındaki izlerini açığa çıkarıyor.


Gömü çukurları: “defin değil, bertaraf” hissi veren düzen

Inrap’ın açıklamasında en çarpıcı bölüm, gömülerin nasıl yapıldığına dair gözlemler. Kuruma göre gibette teşhir edilen herkes mutlaka buraya gömülmemişti. Ancak gömülenler için gömme eylemi, bir “cenaze” değil; cezanın ölümden sonra da sürdürülmesi anlamına geliyordu. Inrap bunu çok net ifade ediyor: Böyle gömmek, mahkûmun yaşamında verilen cezayı “ölümde uzatmanın” bir yoluydu; kazıda bulunan bireyler kasıtlı olarak mezar/defin hakkından mahrum bırakılmıştı.

Metinde ayrıca, cesetlerin bazen parça parça olduğu; “aşağılayıcı” bir muamele gördüğü; gelişigüzel bırakıldığı veya atıldığı; üst üste konduğu; kimi zaman yeniden karıştırıldığı; basit çukurlara, herhangi bir bakım veya cenaze jesti olmaksızın yerleştirildiği belirtiliyor. Büyük merkez çukurda, önce üst üste yığılmış bedenlerin; ardından kopuk kemiklerin ve parçaların geldiği gözlemi de paylaşılıyor.

Bu satırlar, arkeoantropolojinin neden “tarihi insan üzerinden okuyan” bir disiplin olduğunu hatırlatıyor. Burada bulunan şey yalnızca kemik değil; toplumun bir grubu “kimlikten ve törenden” yoksun bırakma biçimi.


Kimlerdi: arşivlerin isimlendirdiği mahkûmlar ve siyasal çatışma

Bu keşfi sıradan bir “idam alanı” haberinin ötesine taşıyan ayrıntılardan biri, arşivlerin bazı mahkûmları isimlendirebilmesi. Inrap’a göre idam cezası, kriminal adalette “istisnai”ydi; dolayısıyla burada teşhir edilenlerin önemli kısmı, özellikle kral otoritesine karşı isyanla ilişkilendirilen kişilerdi. Metinde iki örnek açıkça veriliyor: 1573’te Grenoble’e saldırıya katılmakla suçlanan Protestan Benoît Croyet ve 1575’te başı kesilerek (décapitation) bu gibette teşhir edildiği belirtilen, Dauphiné bölgesindeki Huguenotların lideri Charles Du Puy Montbrun.

Live Science da bu iki isme ve “krala isyan” çerçevesine haberinde yer veriyor; böylece Inrap’ın açıklamasındaki tarihsel bağlam, daha geniş bir uluslararası okur kitlesine taşınmış oldu.

Burada kritik bir ayrım var: gibetin inşası 1544–1547 aralığıyla belgelense de, arşivlerde adı geçen mahkûmların infazları 1570’lerde geçiyor. Bu da alanın tek bir “kısa dönem” değil, en azından 16. yüzyıl boyunca farklı dönemlerde tekrar tekrar kullanılan bir adalet mekânı olduğunu düşündürüyor.


“Male mort” (utanç verici ölüm): cezanın sosyal boyutu

Inrap, keşfi yalnızca mimari bir bulgu olarak değil, erken modern dönemde cezanın kültürel anlamı üzerinden de yorumluyor. Kuruma göre Port de la Roche gibeti, reform hareketine yönelik baskıların yoğunlaştığı bir dönemde inşa edildi. Yapının 17. yüzyıl başına kadar kullanılmış olabileceği; aynı dönemde “pacification” (yatıştırma/barış) politikalarının devreye girdiği ve Grenoble’in Lesdiguières’in etkisiyle büyüdüğü belirtiliyor. (Lesdiguières’in eski bir Protestan lider olup daha sonra kralın Dauphiné’deki temsilcisi haline geldiği bilgisi de metinde yer alıyor.)

Bu anlatı, “male mort” kavramını gündeme taşıyor: yalnızca ölmek değil, toplum önünde küçük düşürülerek ölmek; bedeni teşhir edilen ve ardından mezarsız bırakılan kişi üzerinden, sosyal statünün ölümden sonra da silinmesi. Inrap, bu keşfin “adalet mekânları” üzerine yükselen bir araştırma alanı için yeni bir vaka sunduğunu; bu mekânların yargı sınırlarını işaretlediğini, güvenlik sembolü olarak çalıştığını ve aynı zamanda sosyal düşürmenin aracı olduğunu söylüyor.

Bu cümlelerin altını çizmek gerekiyor: Bir gibet, sadece bir “infaz cihazı” değil; aynı zamanda bir sınır taşı, bir politik mesaj ve bir toplumsal hafıza mühendisliği aracı.


Arkeoloji sahada neyi gördü: kesim izleri, yerleşim biçimleri, tekrar gömüler

Inrap metninde bazı bireylerde, örneğin boyun omurlarında kesim izlerine işaret eden gözlemler bulunduğu; bazı gömülerin üst üste ya da eş zamanlı yapıldığı; bazen aynı çukura birden fazla mahkûmun aynı anda indirildiği belirtiliyor.

Live Science’ın haberi de, bazı bireylerde ölüm sonrası “aşağılayıcı muamele” izleri (ör. parçalama/baş kesme) görülebildiğini; bunun mahkûmların sosyal olarak mahkûm edilme sürecinin ölümden sonra da sürdürüldüğünü düşündürdüğünü aktarıyor.

Bu noktada haber diliyle bilim dilini ayırmak önemli: Arkeologlar, bir kemiğin üzerindeki izden “ne tür bir alet” ya da “hangi hareket”e dair ihtiyatlı çıkarımlar yapabilir; ancak kesin senaryolar, antropolojik raporlar ve bağlamsal tarih okumalarıyla desteklenmedikçe sabitlenmez. Yine de bu hafta paylaşılan veriler, gömülerin “dini/ritüel” bir defin değil, adli bir “ibret mekânı”na bağlı bertaraf olduğunu güçlü biçimde gösteriyor.


Grenoble’in bugünkü kent planında bir “adalet hattı” yeniden beliriyor

Keşfin kent tarihi açısından en sarsıcı tarafı, “bildiğimizi sandığımız” bir alanın aslında başka bir kimliği olması. Bugün Esplanade denince akla gelen, insan ölçeğinde bir kamusal alan; oysa 16. yüzyılda aynı yer, kente girişte bir “uyarı ekranı” gibi çalışıyordu. Şehre gelen yolcu, tüccar, asker, köylü… Hepsi bu yapıyı görebilir, devletin “ceza kapasitesi”yle karşılaşabilirdi.

Inrap’ın drenaj hendeği ve taşkınlardan korunma gibi ayrıntıları vurgulaması da bu nedenle kıymetli: gibet, rastgele bir yere değil; hem görünür hem de işlevsel bir zemine kurulmuş. Şehrin kapısı, nehirlerin rejimi ve adaletin gösterisi aynı plan üzerinde birleşmiş.

Bugün bu alanın yeniden düzenlenmesi, ironik biçimde geçmişin bu katmanını görünür kıldı. Önleyici arkeolojinin toplumsal faydası da burada: “yeni bir proje”, bazen “çok eski bir hikâyeyi” ortaya çıkarır.


“Bu hafta” neden gündem oldu: 2024 kazısı, 2025 arşiv doğrulaması

Okur için kafa karıştırıcı olabilecek bir ayrıntıyı netleştirelim: Kazı 2024’te yapıldı, ama haberin “güncel” olmasının nedeni, Inrap’ın gibeti 12 Aralık 2025’te yayımladığı resmi açıklama ve basın metniyle doğrulaması. Yani sahadaki bulgular, arşiv çalışması ve yorumlama süreci tamamlandığında kamuoyuna duyuruldu.

Live Science’ın 12 Aralık tarihli haberinde “Inrap Cuma günü (12 Aralık) açıkladı” ifadesiyle bunu doğruladığını da görüyoruz.

Arkeoloji çoğu zaman böyle işler: Kazma bir gün iner, ama sonuç “o gün” çıkmaz. Arşiv taraması, antropolojik analiz, çizim ve raporlama tamamlanınca bulgu, gerçek anlamda bir “haber”e dönüşür. Grenoble gibet keşfi de bu döngünün tipik bir örneği.


Gibbets neden nadir bulunur: ahşap üst yapı, unutulan yer adları, dönüşen peyzaj

“Bu kadar büyük bir infaz yapısı nasıl kaybolur?” sorusu doğal. Inrap’ın anlatısından anlaşılan üç temel neden var:

  1. Üst yapı ahşap: Taş temel kalır; ahşap kirişler ve çaprazlar zamanla yok olur. Geriye “anlamı belirsiz” bir taş iz kalır.
  2. Yer adları değişir: “Port de la Roche gibeti” gibi bir tanım, kent büyüdükçe haritalardan silinebilir.
  3. Peyzaj dönüşür: Esplanade’nin yüzyıllar içinde panayır alanına, gezinti yerine, askeri toplanma noktasına dönüşmesi; eski işlevi örter. Inrap, alanın 17. yüzyıldan itibaren farklı kamusal kullanımlara evrildiğini tek tek sayıyor.

Bu üç etken birleştiğinde, adaletin en görünür mekânlarından biri bile görünmez hale gelebilir. Ta ki bir kazı, o taş izi yeniden konuşana kadar.


Keşfin arkeolojiye katkısı: “adalet arkeolojisi” için yeni bir vaka

Inrap, bu keşfi daha geniş bir araştırma alanına yerleştiriyor: adalet mekânları (lieux de justice) ve bu mekânların toplumsal işlevi üzerine büyüyen bir literatür. Kurumun ifadesiyle gibetler, yalnızca infaz alanları değil; “yargı yetkisinin işaretleyicileri”, “güvenlik sembolleri” ve “sosyal düşürme araçları”ydı. Grenoble örneğinde bu kavramların hepsi, hem mimari (sekiz sütun) hem de gömü pratikleri (mezarsızlaştırma) üzerinden görülebiliyor.

Ayrıca bu vaka, arkeolojinin “sessiz” konularından birini de görünür kılıyor: tarihte şiddetin ve cezalandırmanın maddi izleri. Bu tür buluntular, çoğu zaman rahatsız edici olduğu için daha az konuşulur; oysa geçmişin toplumsal düzenini anlamak için temel veriler sunar. Nasıl ki bir saray kalıntısı iktidarı anlatıyorsa, bir gibet kalıntısı da iktidarın “ceza yüzünü” anlatır.


Bundan sonra ne olacak: raporlama, antropolojik analiz ve kamusal anlatım

Inrap’ın açıklaması, keşfin bir “sonuç” değil, bir başlangıç olduğunu düşündürüyor. Çünkü kazı bulguları üzerinde yapılacak antropolojik değerlendirmeler (yaş/cinsiyet dağılımı, travma izleri, olası yaşam koşulları), gömülerin kronolojisi ve arşiv belgeleriyle daha ayrıntılı eşleştirmeler; “kimlerin burada teşhir edildiği” sorusuna daha güçlü yanıtlar üretebilir. Şu an kamuoyuna yansıyan kesin sayı, en az 32 birey ve 10 gömü çukuru.

Ayrıca keşfin, Grenoble Belediyesi’nin alan düzenlemesi sürerken nasıl anlatılacağı da önemli bir miras yönetimi meselesi. Çünkü bir kentin kamusal alanı, yalnızca taş döşeme ve aydınlatma ile değil, “ne yaşandı?” sorusuna verilen şeffaf cevaplarla da kurulur. Avrupa’da bu tür keşifler bazen yerinde bilgilendirme panolarına, bazen açık hava sergilerine, bazen de müze anlatımlarına dönüşüyor. Inrap’ın “demokratikleştirme ve bilimsel yaygınlaştırma” misyonuna vurgu yapan kurumsal bilgisi de, bu tür bir kamusal anlatımın olasılığına işaret ediyor.


Son söz: Bir darağacı, bir şehir kapısı ve tarih yazan “iki kaynak”

Grenoble gibet keşfi, 2025’in bu haftasında arkeoloji gündeminde öne çıktı çünkü iki ayrı kanıt türü, nadir bir uyumla birleşti: Toprağın içindeki taş temel ve çukurlar; arşivin içindeki inşaat hesapları ve planlar. Sonuçta, 1540’ların “sekiz sütunlu” adalet mekanizması, 2020’lerin kent şantiyesinde yeniden görünür oldu.

Bu buluntu, bize geçmişin yalnızca görkemli tapınaklardan, mozaiklerden ve saraylardan ibaret olmadığını hatırlatıyor. Bazen tarihin en güçlü izleri, bir toplumun kimi insanları nasıl dışladığını, nasıl damgaladığını ve ölümü bile nasıl bir mesaj aracına çevirdiğini gösteren yerlerde saklıdır. Grenoble’in Esplanade’i artık sadece bir açık alan değil; aynı zamanda, erken modern Avrupa’da “adalet” denen şeyin hangi bedellerle kurulduğuna dair somut bir hatırlatıcı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

İlgili yazılar

İskoçya’da Bronz Çağı’na Ait “Tek Seferlik” Toplu Gömü: Beş Urnada En Az Sekiz Kişi

Güneybatı İskoçya’nın rüzgârlı tepelerinde, modern bir enerji projesi için açılan güzergâh üzerinde yürütülen arkeolojik çalışmalar, Orta Bronz Çağı’na...

Bubon bronzları iadesi: “Çıplak İmparator”, Demosthenes ve Düver levhaları Türkiye’ye dönüyor

Bu hafta uluslararası kültürel miras gündeminin en çarpıcı başlıklarından biri, Türkiye kökenli 43 arkeolojik eserin ABD’den Türkiye’ye iade...

Roma Metro C’de “müze istasyonları” dönemi: Kolezyum’un altında kuyular, hamam kalıntıları ve vitrinlere taşınan antik Roma

Bazı şehirlerde metro, yalnızca bir ulaşım hattıdır. Roma’da ise her yeni tünel, yeni bir sayfa açar; çünkü kazı...

Villa Poppaea’da yeni freskler: Tavuskuşunun “eşi” bulundu, villa 103 odaya çıktı

İtalya’nın güneyinde, Vezüv Yanardağı’nın MS 79’daki patlamasıyla küllerin altına gömülerek adeta zaman kapsülüne dönüşen yerleşimler, bugün hâlâ her...