İskenderiye’nin doğu limanında, yüzyıllar önce sulara gömülen Antirhodos adası çevresinde yürütülen sualtı kazılarında, antik kaynaklarda adı geçen ama bugüne dek fiziksel kalıntısı hiç bulunamamış bir tekne türü ilk kez somutlaştı: Yaklaşık 2.000 yıllık, 35 metre uzunluğunda bir “thalamagos” — yani seçkinlerin gezinti, şölen ve muhtemelen törenler için kullandığı lüks bir “kabinli eğlence teknesi”. Keşif bu hafta uluslararası basında duyuruldu; Guardian 8 Aralık’ta, Live Science ise 13 Aralık’ta detayları paylaştı.
Buluntu, arkeolojinin nadir anlarından birini temsil ediyor: Bir metin cümlesinin (Strabon’un İskenderiye’de gördüğünü yazdığı kabinli tekneler) bir anda “tahta, kiriş ve omurga”ya dönüşmesi. Üstelik teknenin kalıntıları, Antirhodos’taki İsis Tapınağı yakınında, yalnızca birkaç metre derinlikte ve tortu altında korunmuş halde bulundu; üzerinde Yunanca grafitiler (kazıma yazılar) bile var.
Peki bu tekne gerçekten neydi, nasıl bir dünyaya aitti, neden bu kadar geç bulundu ve bundan sonra ne olacak? Bu haber dosyasında, keşfi “bir haftalık gündem” olmaktan çıkarıp, İskenderiye’nin sular altındaki tarihine ve sualtı arkeolojisinin bugün geldiği noktaya bağlayarak anlatıyoruz.
1) Buluntu nerede ortaya çıktı: Portus Magnus’un sular altındaki “kraliyet mahallesi”
Keşfin adresi, antik İskenderiye’nin Portus Magnus (Büyük Liman) olarak bilinen doğu liman bölgesi. Antirhodos adası, antik dönemde kentin kraliyet/elit dokusunun bir parçasıydı; tapınaklar, yapılar ve liman tesisleriyle çevriliydi. Bugünse bu bölgenin önemli kısmı, depremler ve dalga olaylarıyla ilişkili süreçlerin ardından denizin altında. Guardian, Portus Magnus’un ve antik kıyı şeridinin bir dizi deprem ve “tidal wave” (tsunami/şiddetli dalga) sonrası sulara gömüldüğünü hatırlatıyor.
Bu hafta duyurulan keşif, tam da bu “sular altındaki kraliyet peyzajı” içinde, Antirhodos’un kraliyet limanı olarak tanımlanan alanda kaydedildi. Kazılar, Avrupa Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü IEASM tarafından, Fransız sualtı arkeoloğu Franck Goddio yönetiminde; Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı ile iş birliği içinde yürütüldü.
Bu ayrıntı önemli çünkü “tekne bulduk” cümlesi, tek başına bir rastlantı çağrıştırabilir. Oysa burada söz konusu olan, 1990’lardan beri süren uzun soluklu, haritalama–kazı–belgeleme zinciri olan bir araştırma programı. Guardian, Goddio’nun Mısır Eski Eserler Bakanlığı ile 1992’den bu yana geniş bir alanda çalıştığını ve sualtı kentlerine dair başka büyük keşiflere de imza attığını belirtiyor.
2) “Thalamagos” ne demek: Antik dünyanın yüzen salonu
Bu teknenin “haber değeri” yalnızca büyük olmasından gelmiyor; asıl mesele, teknenin türü: thalamagos. Live Science, Goddio’nun bunu “thalamagos” olarak yorumladığını; kelimenin Yunanca kökeniyle “kabin taşıyıcı” gibi bir anlama geldiğini ve Ptolemaios döneminde “yüzen saray” gibi kullanılan kabinli, gösterişli tekneleri tanımladığını yazıyor.
Franck Goddio’nun proje sayfasında ise thalamagos’un “Mısır’ın ünlü antik eğlence mavnaları” olarak anıldığı; bunların en bilinen örneklerinin Ptolemaios hanedanının devasa “yüzer sarayları” olduğu; hatta VII. Kleopatra’nın Julius Caesar’a Mısır’ı gezdirdiği 47 MÖ baharına dair anlatılarla ilişkilendirildiği belirtiliyor.
Kısacası, bu tekne sınıfı antik dünyada “işlevsel nakliye”nin ötesinde bir şeydi: görünmek, ağırlamak, kutlamak, tören yapmak için tasarlanmış bir sahne. Bugün “kraliyet yatı” dediğimiz şeyin antik karşılığına yaklaşan bir nesne.
3) Teknenin boyutu ve mimarisi: 35 metre, 7 metre genişlik ve “maksimum pavyon” tasarımı
Bu hafta paylaşılan teknik ayrıntılar, arkeologların heyecanını açıklıyor. Guardian, teknenin 35 metre uzunluğunda olduğunu; yaklaşık 7 metre genişliğe ulaştığını ve merkezde “lüks dekorlu kabin taşıyan bir pavyon”u barındıracak şekilde inşa edildiğini yazıyor. Aynı haberde, teknenin 20’den fazla kürekçiye ihtiyaç duymuş olabileceği de aktarılıyor.
Goddio’nun “Shipwreck K1” sayfası bu bilgileri daha doğrudan bir mühendislik diline çeviriyor: Sualtı kazılarında 28 metrelik korunmuş kereste/timber bölümü belirlendi; bu parçaların, toplam uzunluğu 35 metre olan bir tekneye karşılık geldiği; genişliğin yaklaşık 7 metre olduğu not ediliyor. Dahası, yapım tekniğinin “merkezde bir pavyona yer açmak için maksimum genişliği” hedeflediği vurgulanıyor.
Teknenin alt yapısına ilişkin en ilginç ayrıntı ise gövde formu: Guardian’da Goddio’nun “baş kısmı düz, kıç kısmı yuvarlak; çok sığ suda gidebilmek için” dediği aktarılıyor.
K1 sayfasında da benzer biçimde “düz tabanlı gövde, başta sert bir omuz/çizgi (hard chine), kıçta yuvarlak dönüş” ifadeleri yer alıyor.
Bu, teknenin açık denizde dalga dövmek için değil; kanallarda, kıyıya yakın sularda, sakin rota üzerinde zarafetle ilerlemek için tasarlandığı fikrini güçlendiriyor. Yani “parti teknesi” yakıştırması bir manşet kolaycılığı değil; teknenin hidrodinamik tercihlerine kadar uzanan bir mantık var.
4) “Strabon haklı çıktı” anı: Metin–arkeoloji buluşması
Bu keşfin dünya haberlerine hızla taşınmasının en büyük nedeni, Strabon bağlantısı. Guardian, Strabon’un İskenderiye’yi MÖ 29–25 arasında ziyaret ettiğini ve bu tip lüks tekneleri anlattığını belirtiyor; ayrıca metinden bir pasaj da veriyor (metinde kabinli teknelerde şölenlerden söz ediliyor).
Live Science da Strabon’un “kabinli teknelerde” lotusların arasında düzenlenen ziyafetleri anlattığını hatırlatıyor.
Goddio’nun K1 sayfasında ise Strabon’un Geographika XVII.1.15 bölümüne atıfla, “kabinli teknelerde” yaprakların gölgesinde şölenler yapıldığını anlatan satırların keşfe bağlandığı görülüyor.
Buradaki “arkeolojik değer” iki katmanlı:
- Kaynak doğrulama: Antik bir yazarın betimlediği bir nesne türünün, “metinden bağımsız” maddi kanıtla doğrulanması.
- Metnin ötesine geçiş: Strabon’un satırları bize “ne yapıldığını” söyler; ama teknenin gerçek ölçüsü, gövde tekniği, malzeme seçimi, kürek düzeni, onarım izleri, graffitiler gibi ayrıntılar ancak bu tür fiziksel buluntuyla görülebilir.
Oxford Centre for Maritime Archaeology direktörü Prof. Damian Robinson’un Guardian’a yaptığı değerlendirme, bu hissi özetliyor: Metinlerde ve sanat kayıtlarında görülen bir tekne tipinin, arkeolojik karşılığını bulmanın “fenomenal” bir şey olduğu vurgulanıyor.
5) Batış senaryosu: İsis Tapınağı, deprem ve “MS 50 civarı” olasılığı
Teknenin kaderiyle ilgili iki ana senaryo bu hafta öne çıktı. Birincisi “felaket” anlatısı: Guardian, keşfin İsis Tapınağı’na 50 metreden daha yakın olduğunu; tapınağın MS 50 civarında “katastrofik yıkımı” sırasında teknenin batmış olabileceğini aktarıyor.
Live Science da tapınağın muhtemelen bir deprem sırasında MS 50 dolaylarında yıkıldığını; Antirhodos’un ise daha geç yüzyıllarda (yaklaşık 4.–8. yüzyıllar arasında) sular altında kaldığını aktararak “alanın jeolojik–tarihsel kırılganlığını” çiziyor.
İkinci senaryo ise daha “ritüel” bir yorum: Teknenin tapınakla ilişkili kutsal bir mavna olabileceği. Guardian bu ihtimali “navigium Isidis” (İsis’in gemisi) töreniyle ilişkilendiriyor.
K1 sayfasında Goddio, teknenin kanallarda “Strabon’un anlattığı gibi” kullanılmış olabileceğini; fakat İsis Tapınağı kazılarına çok yakın bulunması nedeniyle ritüel kullanımın da akla geldiğini ve yıllık bir tören yolculuğundan söz edilebileceğini belirtiyor.
Live Science da benzer şekilde, “navigatio iside” ritüelinin tekne için muhtemel bir bağlam oluşturabileceğini yazıyor.
Bu iki senaryo birbirini dışlamak zorunda değil. Tekne hem “eğlence–gösteriş” kültürünün parçası olabilir, hem de belirli günlerde tapınakla bağlantılı törenlerde rol almış olabilir. Arkeolojinin cevabı burada, tek bir cümlede değil; kazının ilerleyen aşamalarında çıkacak mikro kanıtlarda saklı: teknenin bulunduğu tabaka, çevresindeki yıkıntı materyali, olası yangın izleri, organik kalıntılar ve tabii graffitilerin içeriği.
6) Yunanca grafitiler: Geminin kimliği, atölyesi ve kullanıcıları
Keşfin en “insani” ayrıntısı, tekne üzerinde bulunan Yunanca grafitiler. Guardian, graffitilerin “central carling” (omurga/ana kiriş bölgesi) üzerinde bulunduğunu ve henüz çözümlenmediğini yazıyor.
K1 sayfasında ise graffitilerin bu merkezi bölümde bulunduğu; MS 1. yüzyılın ilk yarısına tarihlendiği belirtiliyor. Aynı sayfa, bu graffitilerin teknenin İskenderiye’de inşa edilmiş olabileceği hipotezini güçlendirdiğini ifade ediyor.
Böyle küçük kazımalar, bazen “yapımcı işareti” olur; bazen ölçü–montaj notu; bazen de bir denizcinin kişisel izi. Çözümleme yapıldığında, teknenin “kimin için” veya “hangi atölyeden” çıktığına dair yeni tartışmalar açılabilir. Bu yüzden graffitiler, keşfin en büyük sürprizlerinden biri olarak görülüyor: Çünkü lüks bir teknenin dünyası çoğu zaman saray anlatılarıyla sınırlıdır; ama bir grafiti, o dünyaya “işçilik ve emek” penceresi açar.
7) Sualtı kazısında yeni standart: fotogrametri ve 3B kayıt
Bu haftaki haberlerin arkasında, sualtı arkeolojisinin geldiği teknik seviye de var. Live Science, araştırmacıların “kesin dijital fotoğraflardan” bir 3B model ürettiğini yazıyor.
Franck Goddio’nun 8 Aralık tarihli duyurusu, keşfin 3B fotogrametri ile belgelendiğini özellikle vurguluyor.
K1 sayfasında ise fotogrametrinin Ekim 2025’in sonlarında kaydedildiği; hatta dalgıcın da 3B kayıt içinde “yerinde yakalandığı” bilgisi yer alıyor.
Bu yöntem, sualtında “her şeyi çıkarıp laboratuvara taşıma” yaklaşımının yerini, yerinde ayrıntılı belgeleme ve minimum müdahale anlayışının almasına yardımcı oluyor. Özellikle ahşap gibi sualtı ortamında dengede kalan ama yüzeye çıkarıldığında hızla bozunabilen malzemelerde, belgeleme tek başına bile bilimsel veri üretmeye yetebiliyor.
8) Neden çıkarılmıyor: UNESCO ilkesi ve “yerinde koruma”
Bu keşfin kamuoyunda en çok merak edilen kısmı basit: “Bu tekne müzeye gidecek mi?” Cevap, şimdilik hayır.
Guardian, enkazın deniz tabanında kalacağını ve bunun UNESCO’nun yaklaşımıyla uyumlu olduğunu; Goddio’nun da “kalıntıları su altında bırakmanın daha iyi” kabul edildiğini söylediğini aktarıyor.
UNESCO’nun 2001 Sualtı Kültürel Miras Sözleşmesi’nin ilkeleri de bu yaklaşımı açıkça tanımlar: Sualtı kültürel mirasının yerinde (in situ) korunması, müdahaleci eylemlerden önce “ilk seçenek” olarak değerlendirilmelidir.
Elbette istisnalar var: UNESCO ilkeleri, ciddi bilgi katkısı sağlayacak veya korunması için zorunlu olan durumlarda nesnelerin çıkarılabileceğini de söyler. Ancak burada, hem kalıntının görece iyi korunmuş olması hem de 3B belgeleme olanakları, “yerinde bırakma” kararını bilimsel olarak da mantıklı kılıyor.
9) Bilim dünyasında “temkin” notu: Thalamagos mu, başka bir şey mi?
Keşif büyük heyecan yaratsa da, bilimsel dünyanın refleksi her zaman aynı: erken iddialara “temkin” eklemek.
Live Science, Malta Üniversitesi’nden deniz arkeoloğu Timmy Gambin’in (keşifte yer almayan bir uzman olarak) teknenin “spectacular” bir buluntu olduğunu; ancak bunun gerçekten thalamagos olup olmadığının bilimsel olarak henüz kesinleşmediğini söylediğini aktarıyor.
Bu tür ihtiyat, haberin değerini düşürmüyor; tersine, araştırmanın nasıl ilerlemesi gerektiğini gösteriyor. “Thalamagos” tanımı, yalnızca boyutla değil; mimari düzen, iç mekân izleri, olası süsleme kalıntıları, kullanım bağlamı ve tarihlemelerin kesişimiyle güçlenir. Bu da zaman isteyen bir süreç.
10) Bu keşif bize ne anlatıyor: Erken Roma Mısırı’nda lüks, din ve su yolları
Guardian’ın ifadesiyle araştırma hâlâ erken aşamada; ancak teknenin “erken Roma Mısırı’nın su yollarındaki yaşam, din, lüks ve eğlence” dünyasına yeni bir pencere açması bekleniyor.
K1 sayfası da benzer bir çerçeve sunuyor: keşfin “yaşam, din, lüks ve haz” gibi başlıklara uzanan bir yolculuk vaat ettiği belirtiliyor.
Bu, özellikle İskenderiye gibi çok katmanlı bir kent için kritik. Çünkü kent, Ptolemaioslar döneminde Akdeniz’in en büyük kültür–ticaret merkezlerinden biri; ardından Roma idaresi altında da devasa bir metropol. Live Science, Ptolemaios (MÖ 304–30) döneminde başkent olan İskenderiye’nin, Roma döneminde de önemini sürdürdüğünü hatırlatıyor.
Thalamagos gibi bir teknenin varlığı, bu metropolün “günlük ritmi” hakkında da ipuçları veriyor: Kanallarda gezinti, su üstünde şölen, tapınaklarla ilişkili tören geçitleri, zenginlerin eğlence kültürü… Strabon’un satırları bir “gözlem”; teknenin keresteleri ise o gözlemin “maddi altyapısı”.
11) Antirhodos’un batışı ve İskenderiye’nin sular altı mirası: bir kentin kaybolma biçimi
Bu hafta tekrar gündeme gelen daha büyük hikâye şu: İskenderiye’nin bazı bölümleri nasıl “denize karıştı”?
Guardian, Portus Magnus’un ve antik kıyı şeridinin depremler ve şiddetli dalga olaylarının kombinasyonuyla sular altında kaldığını yazıyor.
Live Science ise tapınağın yıkımı ve adanın yüzyıllar içinde sular altında kalması gibi daha uzun vadeli bir süreç çiziyor.
Bu çerçevede thalamagos keşfi, tek bir tekne haberinden daha fazlası: Sualtındaki İskenderiye, devasa bir “zaman kapsülü” ve her yeni kalıntı, kentin batış hikâyesine yeni veri ekliyor. Ayrıca bu miras, yağma ve kaçakçılık gibi risklere açık; UNESCO da sualtı mirasının ticari sömürü ve yağmalama baskısı altında olduğunu ve bu nedenle sözleşmenin koruma çerçevesi sunduğunu vurguluyor.
12) Bundan sonra ne olacak: okuma, karşılaştırma, yayın
Önümüzdeki haftalarda/aylarda üç başlık belirleyici olacak:
- Tarih ve tipoloji: Kerestelerin (ve varsa organik kalıntıların) daha hassas tarihlendirilmesi; teknenin “thalamagos” tanımına oturup oturmadığının netleşmesi. (Burada Gambin’in temkin notu özellikle önemli.)
- Graffitilerin çözümü: Yunanca yazıların okunması, teknenin üretim yeri, ekipleri veya kullanımına dair beklenmedik ipuçları çıkarabilir.
- Yerinde koruma planı: UNESCO ilkeleriyle uyumlu biçimde, alanın izlenmesi, belgelemenin sürdürülmesi ve olası tehditlere karşı yönetim planının güncellenmesi.
Goddio’nun 8 Aralık tarihli duyurusu ve K1 sayfası, keşfin yalnızca “bulunup bırakılan” bir enkaz olmadığını; aksine, harita üstü konumlandırma, 3B fotogrametri ve yayın sürecine bağlanan bir araştırma çerçevesine yerleştirildiğini gösteriyor.
Son söz
İskenderiye açıklarında bulunan bu 35 metrelik tekne, antik dünyanın “en gösterişli” nesnelerinden biri olabilecek bir sınıfa ait: thalamagos. Keşif bu hafta, hem saygın gazetelerde hem de bilim haber platformlarında aynı anda yankı buldu; çünkü Strabon’un satırlarını bir anda deniz tabanındaki kerestelere bağlayan nadir bir arkeolojik eşleşme sunuyor.
Ama asıl heyecan, manşetten sonra başlıyor: Graffitiler çözüldüğünde, 3B model daha ayrıntılı analiz edildiğinde ve teknenin bağlamı tapınak kazılarıyla birlikte okunduğunda, “parti teknesi” diye basitleştirilen şeyin, aslında erken Roma Mısırı’nın lüks–din–şehir yaşamı üçgeninde çok daha karmaşık bir rolü olduğu anlaşılabilir.

